Algının direnci ve görmenin kırılganlığı arasında

UNITE Ortak Mekân’da gerçekleşen “Bakış Açısı” sergisi, Aslı Işıksal, Elvan Serin, Esra Oskay ve Serdar Gülsöken’in farklı üretim biçimlerini bir araya getirerek, görme ve bakma eylemini çoğul bir deneyim alanına taşıyor. Sergi, bakışı tek bir öznenin yönelimi olmaktan çıkararak, birlikte düşünme, üretme ve paylaşma zemininde yeniden tanımlıyor. Farklı malzeme ve mecralarda üretilen çalışmalar; bakışın konumunu, yönünü ve kırılma noktalarını araştırıyor.

Eda Gizem Uğur

Bakış açısı çoğu zaman bir şeyi sadece görme biçimimiz olarak düşünülür; oysa görmek sadece gözle değil, mekânsal kimliğimiz ve deneyimlerimizle bakışımızı yönelttiğimiz nesneyle kurduğumuz bağla ilişkilidir. Bir şeyi nasıl gördüğümüz, nereden baktığımızla, hatta kiminle birlikte baktığımızla anlam kazanır. Görmeye dayalı nesnel bilginin doğruluğunun belirsizliği, bireysel gerçekliklerin farklılığıyla çoğalır ve bakışı tekil olmaktan çıkarır. Ankara’daki UNITE Ortak Mekân’da 1-14 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen “Bakış Açısı” sergisi, bu çoğul görme biçimlerini bir araya getirerek, bakışın bireysel konumlandığı yerden ortak üretim sürecindeki yerini görünür kılar.

Serdar Gülsöken, Aslı Işıksal, Elvan Serin ve Esra Oskay’ın birbirinden farklı üretim pratikleriyle, gündelik hayatın paylaşılan bir hali olan bir sohbet anını, dostluk ve üretme arzusuyla iç içe geçen bir diyalog olarak izleyiciyle paylaşırlar. Her biri zihnini meşgul eden meseleleri kendi malzemeleriyle; bakışın yönünü, biçimini ve kırılma noktasını araştırır. Bu anlamda “Bakış Açısı”, bir fikir birliğinden çok bir karşılaşmalar dizisi olarak okunabilir. Birinin başladığı yerde diğerinin sözü devam eder; birinin malzemesi diğerinin düşüncesine dönüşür. Bu karşılıklı öğrenme hali, sanatın teknik ya da estetik sınırlarından çok birlikte düşünmenin, paylaşmanın ve birbirine alan açmanın değerini öne çıkarır. Eğer görüntü, dünyanın ‘apaçık’ olduğunu teyit eden tek ve sürekli bir ses ise “Bakış Açısı” sergisinde sanatçılar bu çatlaklara kendi seslerini yerleştirirler.

Bu noktada bakış artık bir nesneye yönelmekten çok, ilişkiye dönüşür. Sergideki üretim odağı, bakan öznenin dünyayı tanımlama gücünden çok, birbirine değen bakışların oluşturduğu geçiş alanlarıdır. Görme eylemi burada paylaşımın zeminini oluşturur. Bakış, yönünü nesneden öteye çevirerek başkasının deneyimine, onun dünyayı algılama biçimine dokunur. Ahşabın dokusu, seramiğin kırılganlığı, resmin yüzeyi ve videonun zamanı arasında kurulan ilişki, bakışın maddesel dolaşımına işaret eder. Böylece “Bakış Açısı”, görmenin iktidarını kırarak, izleyiciyi yeni bir bakış olarak bu çoğul bakışlar ağına dahil eder.

“Bakış Açısı” sergisi genel görünüm.

Serginin oluştuğu ortak zeminin fikir sahibi olan Serdar Gülsöken, marangozhanesinde fiziksel ve düşünsel iş birliği için bir alan açar. Dört sanatçının yolları burada kesişir; buradan arkadaşlık, iş birliği ve birlikte öğrenmenin çoğullaştıran yanıyla sergiye bakışlarını yönlendirirler. Gülsöken’in çalışmaları ‘bir olguya iki farklı açıdan bakmanın’(1) ikiliğini ahşabın ana malzeme olduğu çalışmalarıyla araştırır. “El” isimli çalışmasında, el formunda epoksi döküm içine hapsedilen nesneler bir tür ‘hafıza kapsülü’ne dönüşür. Şeffaf yüzey, içindeki aletlerin izini görünür kılarken onlara dokunulamaz, değiştirilemez bir statü kazandırır. Epoksi içinde gördüğümüz atölye aletleri, elin üretkenliğini ve geçmişin izlerini taşır. Böylece bakışın yüzeyde takılıp kaldığı bir sınır oluşur. Gülsöken’in bakışıyla burada ‘tertemiz/bakımlı diğer ellerle bir kıyaslama’ (2) yapılır. Çalışmaya eşlik eden ses yerleştirmesinde ‘elleri siyah, tırnak araları dolu ama özünde temiz bir kundura tamircisinin’ (3) hikayesi sergi mekanına yayılır. Sanatçı, görsel olarak dondurulan bilgi ile işitsel olarak yayılan hikâye arasında ikili bir bakış sunar.

Gülsöken’in çalışmalarından bir diğeri “Pişmanlıklar” isimli, bir video yerleştirmesi ve ahşap oyma ahtapot ile doğal malzemelerden (ceviz kabuğu, kozalak) oluşur. Mekânın bir köşesine yerleştirilmesi ve çevresinin doğal malzemelerle çevrelenmesi, bakışı merkezden alıp izole bir köşeye kaydırır; Gülsöken, görme eyleminin bütünlük arayışını kesintiye uğratırken detaylara bakmaya davet eder. Video, ahtapotun döngüsünü ve dönüşümünü anlatır; eski bakış açısının bir yansıması olarak, ahtapotu avlayan kişi ile şimdi onu koruyan kişinin farkını bize kendi bakış açısından gösterir. Videoda aynı zamanda ‘ahtapotun bakışına da yerleşmeye çalışarak, ahtapotun doğasındaki sakinlik ile bizim vahşi dünyamız arasındaki farkı çarpıştırarak’ (4) sunarken, insanın da kendi eylemleri ve gözlemleri karşısında duyduğu pişmanlık ve farkındalığın altını çizer.

Aslı Işıksal, “Uyku Modu” ve “Uzak- Yakın” serisinden çalışmalarıyla, serginin düşünsel yönünü bakışın sürekliliği ve kesintisi arasındaki salınımda araştırır. Işıksal’ın pratiğinde görme eylemi, gözün yönelmesinden ziyade algının hareketiyle kendini gösterir. “Uzak-Yakın” serisinden monokrom resimde, yüzeydeki ışık ve gölge oyunlarıyla izleyicide yanıltıcı bir derinlik hissi yaratır. Kumaş kıvrımlarının akışkanlığı, resim yüzeyini dokunsal bir alana dönüştürürken, kumaşın altına gizlenen şeye dair sezgisel bir arayış başlar. Burada gördüğümüz üzeri örtülmüş bir nesne midir yoksa boşluğun kendisi mi? Bakış kaide üzerinde nesne ararken bir noktada tökezler; çünkü burada görünür olan nesne değil, bizzat görmenin sınırlarıdır. Işıksal’ın ifadesiyle, ‘ışık ve gölge biçimi tanımlamak için değil, belirsizliği derinleştirmek için” (5) kullanılmıştır. Böylece bakış, neyi gördüğümüzden nasıl gördüğümüze doğru kayar.

Resmin yanına iliştirilmiş minyatür figür, bu görsel ve düşünsel alanın bir uzantısı gibidir. Figür, sanki resmin dışına taşmış ya da resme geri dönmeye çalışan ara bir yerde konumlanır. Fiziksel mesafe ile resim arasında algısal bir boşluk oluşur. Bakış, bütünden kopup figüre yöneldiğinde bir süreklilik arayışına girer. Işıksal burada bakış açısını bir ayrılık ya da kopuştan çok bir geçiş hali olarak yorumlar.

Işıksal “Uzak-Yakın” serisinden bir diğer çalışmasında ise parçalardan oluşan bir resim ve ona eşlik eden, canlı bir bitki ile onun iki boyutlu temsili arasında mekânsal bir süreklilik kurar. İzleyici ‘an’da bir yerde, bakışını canlı bitkiden onun temsiline doğru kaydırdığında; gerçek ile temsil arasındaki sınır belirsizleşir ve algının esnekliği açığa çıkar. Bu süreklilikte izleyici farkında olmadan kendi görme alışkanlıklarını sorgulamaya başlar. Ortaya çıkan kuşkuyla “Neyi görüyorum?” sorusu, görmenin ne kadar kurgusal ve yönlendirilebilir olduğunu düşündürür. Işıksal’a göre burada asıl mesele, ‘temsilin doğruluğundan çok, algının ne kadar kolay yön değiştirebilir olduğuyla’ (6) ilgilidir.

Elvan Serin, iki seramik çalışmasıyla sergideki diyaloğa dahil olur. Serin, gündelik bir nesne olarak seramik bir testiyi yeniden düşünceye açar. Testiye dair nesnel bilginin sabitliğini bozarak, bilinen anlamı ile algısal deneyimi arasında belirsiz bir alan yaratır. Bütünsel bir bakışla klasik bir testinin yüzeyine eklenen organik uzantılarla nesnenin tanıdık biçimini aşındırarak gerçekleştirir bunu. Seramik parçaların askıda durması, formun yerçekiminden ve durağanlıktan kurtulmasını sağlar. Her yeni bakışla, nesnenin mekanla ilişkisi yeniden tanımlanırken; nihayetinde bakış sürekli olarak form ve mekân arasında yeni anlam katmanlarını keşfeder.

Serin’in formları, izleyicinin tanıdık olana dair algısında bir ‘inat’ yaratır; göz, her defasında nesnenin bilinen biçimine geri dönmek isterken, yüzeydeki organik çıkıntılar bu isteği sekteye uğratır. Bu inat algının kendini onarmaya, gördüğünü sabitlemeye yönelik eğilimiyle ilgilidir. Serin’in çalışmaları, bu sabitlemeyi kırarak algıyı yeniden düşünme haline yönlendirir. Bu noktada, algının biçimlendirdiği bilgiyle neye erişim hakkımız olduğu arasındaki bağ görünür hale gelir. Nesneye dair algı, bilgiyi üretirken diğer yandan ona sınırlar çizer; tıpkı bugünün dijital çağında bilginin, erişim imkanları ve görsel arayüzler tarafından biçimlendirilmesi gibi.

Esra Oskay’ın bakışı ise tam da bu sınırlılığın içinden algıdaki bir inat olarak başka açılara yönelir. Oskay, erişebilirlik ve mesafe fikrini kentin müşterek alanlarına ekranlardan ulaşabildiği kadarıyla yaklaşarak araştırırken kamusal olanın görünürlüğünü ve bu görünürlüğü tanımlayan sınırları sorgular. Oskay, yeni optik araçların yarattığı görsel rejimi ölçme, silme ve yeniden yazma eylemleriyle çözümler. Böylece algıyla edinilen bilginin, erişim hakkının belirlediği sınırlar içinde nasıl şekillendiğini gösterir. “Susuz Perilerin Dansı” isimli çalışması, bir performans sonrasında kurguladığı belge ve planlardan oluşur. Kamusal alanda uzun süredir onarımı tamamlanmayan “Su Perileri Heykeli”nden yola çıkan Oskay, bu eksikliği heykelin havuzuna su taşıma eylemiyle geçici olarak onarmaya çalışır. Ardından bu eylemi “Kent Estetiği Daire Başkanlığı”na kestiği kurgusal bir fatura ile belgeleştirir. Böylece bir kamusal hizmet biçimi olarak görülen ‘onarım’ işi, sanatçının bedeni ve emeği aracılığıyla yeniden yazılır. Kurgusal faturaya ek olarak Google Earth üzerinden alınmış görsellerde heykelin onarımına dair kurguladığı planlar, parçalanarak sergi mekanına yayılır. Performans fikrini oluşturan ve performanstan kalan bu izler, eylemin planlanması ve hayata geçirilmesi arasındaki gerilimli süreci takip etmemize olanak tanır. Oskay bu sürece bakışını ‘belki mümkün olmayan bir eylemin ihtimali üzerine denemelerde, onu en azından hayal ederek mekânın imgesel dünyasına ekleme çabası’ (8) olarak açıklar.

Oskay, “Gölgelerin Gücü” isimli video çalışmasında ise binaların sokakta yürürken görmediğimiz gölgelerini, Google Earth üzerinde görmeye ve göstermeye çalışırken; gölgeleri sayarak ‘ölçme’ eylemini kişisel bir sayıklamaya dönüştürür. Videoda, gölgelerin yüzölçümünü hesaplayarak görünmeyeni görünür kılarken; dijital hesaplama araçlarını kullanarak bunu nesnel bilginin tekrar eden sayıklamaları olarak kayıt altına alır. Binaların fiziksel varlığıyla gölgelerinin ele geçirilemezliği arasındaki karşıtlık, görme eyleminin kırılganlığında açığa çıkar. Herta Müller’in “Tilki O Zaman Avcıydı” kitabında karşılaştığı ‘sayıklama’ biçiminden esinle Oskay, ‘zihne musallat olan düşüncelerini unutup uyuyabilmek için koyun sayar gibi, gökdelenleri ve onların kapladığı alanları saydığını’ (9) ifade eder. Bu yapılardan arda kalan boşlukta, onların artık var olmadığı bir olasılığı düşünme isteği baskın gelir. Oskay, ‘makinenin pürüzsüz algısıyla kendi soluksuz kalan bedenini karşılaştırarak’ (10) nesnel bilginin kişisel deneyim karşısındaki çaresizliğini hissettirmeyi amaçlar. Gölgeyi, maddenin değil yokluğun kaydı olarak ele alır ve böylece ölçmenin de rasyonel işlevini ters yüz eder.

“Bakış Açısı” sergisi, dört sanatçının birbirinden farklı pratikleri ve birbirleriyle kurdukları ilişkilerle; bakışın tekil olmaktan çıktığı, çoğul ve sürekli bir diyaloğa dönüştüğü bir deneyim alanı yaratır. Gülsöken, kullandığı malzemelerle nesnelliği, hafıza ve dönüşümü ikili bakış açısı ile sunar. “El” ve “Pişmanlıklar” isimli çalışmalarıyla Gülsöken, video ve ses kurgulamasını yüklenen Oskay ile yürüttüğü iş birliğinde serginin temasını derinleştirir. Işıksal, ışık, gölge oyunları ve akışkan malzemeler aracılığıyla, nesne ve temsil arasındaki geçişleri araştırır. Serin, formlarına organik uzantılar ve askıda duran parçalar ekleyerek, nesnelerin mekanla ilişkisi ve bakışın yönünü sürekli olarak yeniden tanımlar. Oskay ise nesnel bilgi ve bakış arasındaki mesafeyi tartışmaya açar; dijital ve fiziksel araçlar üzerinden görme, ölçme ve yeniden yazma eylemleriyle algının sınırlarını sorgular. “Bakış Açısı”, eski veya yeni, yarım veya tamamlanmış çalışmalarla izleyici ile bir diyalog kurmak için bir aradalığın olasılığına dönüşür. Böylece her bir çalışma, bireysel algının sergi mekânında nasıl çoğaldığını ve bakışın kesintili ama sürekli bir diyaloğa nasıl dönüştüğünü ortaya koyar.

Notlar

1 Akın E.G, “Dört Sanatçı, Bir Bakış: Bakış Açısı Sergisi,” söyleşi, Unite Ankara, erişim adresi: https://uniteankara.com/home/drt-sanat-bir-bak-bak-as-sergisi-hakknda (Erişim tarihi: 10.11.2025)

2 Bakış Açısı sergisi üzerine yapılan sanatçı görüşmelerinde Serdar Gülsöken’in ifadesi. (Erişim tarihi: 08.11.2025)

3 Bakış Açısı sergisi üzerine yapılan sanatçı görüşmelerinde Serdar Gülsöken’in ifadesi. (Erişim tarihi: 08.11.2025)

4 Akın E.G, “Dört Sanatçı, Bir Bakış: Bakış Açısı Sergisi,” söyleşi, Unite Ankara, erişim adresi: https://uniteankara.com/home/drt-sanat-bir-bak-bak-as-sergisi-hakknda (Erişim tarihi: 10.11.2025)

5 Bakış Açısı sergisi üzerine yapılan sanatçı görüşmelerinde Aslı Işıksal’ın ifadesi. (Erişim tarihi: 08.11.2025)

6 Bakış Açısı sergisi üzerine yapılan sanatçı görüşmelerinde Aslı Işıksal’ın ifadesi. (Erişim tarihi: 08.11.2025)

7 Bakış Açısı sergisi üzerine yapılan sanatçı görüşmelerinde Esra Oskay’ın ifadesi. (Erişim tarihi: 08.11.2025)

9 Bakış Açısı sergisi üzerine yapılan sanatçı görüşmelerinde Esra Oskay’ın ifadesi. (Erişim tarihi: 08.11.2025)

10 Bakış Açısı sergisi üzerine yapılan sanatçı görüşmelerinde Esra Oskay’ın ifadesi. (Erişim tarihi: 08.11.2025)

 

Kapaktaki eser: Serdar Gülsöken, “El”, ahşap, epoksi ve ses, 2025. Sanatçının izniyle.

 

İlginizi Çekebilir