Bir müzeyi görülmeye değer kılan nedir? Bazen yapının sadece kendisi; bazen koleksiyonunun niteliği, bazen geçmişi anlatma biçimi, bazen de ziyaretçiye sunduğu deneyim. Türkiye’de son yıllarda açılan ya da yeniden tasarlanan müzeler, müzeciliğin artık yalnızca eserleri koruyup sergilemekten ibaret olmadığını da gösteriyor. Kimi mimarisiyle bulunduğu kentle güçlü bir ilişki kuruyor, kimi arkeolojik mirası yerinde koruyarak sergiliyor, kimi teknolojiyi anlatının bir parçasına dönüştürüyor. Bazıları uluslararası ödüllerle dünyaya açılırken, bazıları ise gizli mücevherler olarak dikkat çekiyor. Ortak noktaları ise sadece eser göstermenin ötesine geçerek ziyaretçilerine bir deneyim sunmaları.
REVISTE olarak Türkiye’nin farklı kentlerinde yer alan, farklı özellikleriyle öne çıkan ve mutlaka görülmesi gereken müzeleri bir araya getirdik. Mimariden koleksiyona, sergileme tasarımından müze deneyimine, kültürel mirasın korunmasından yeni müzecilik yaklaşımlarına uzanan bir seçki sunmak istedik.
Seçkide çağdaş yaklaşımıyla Eskişehir’in kültürel haritasını dönüştüren OMM; Manisa’nın yakın tarihini mekânsal hafıza deneyimine dönüştüren Manisa Kurtuluş Müzesi; Troya’nın binlerce yıllık hikâyesini çağdaş sergileme yöntemleriyle anlatan Troya Müzesi; Efes’i immersive teknolojilerle yeniden yaşatan Efes Deneyim Müzesi; Avrupa sanatından geniş bir seçki sunan Arkas Sanat Urla; arkeoloji ile çağdaş sanatı aynı çatı altında buluşturan Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi; yaşayan kültürel mirası koruyan Kenan Yavuz Etnografya Müzesi; Karadeniz Bölgesi’nin en büyük müzesi olan Samsun Müzesi ve Antakya’nın binlerce yıllık tarihini yerinde koruyan Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi yer alıyor. Müzelerin her biri farklı bir hikâyeyi odağına alıyor; ancak hepsi Türkiye’de müzeciliğin bugün nasıl yeniden ele alındığına dair güçlü örnekler olarak öne çıkıyor.
Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi
Ankara Kalesi’nin tarihî dokusu içinde, geçmiş ile bugün arasında özgün bir bağ kuran Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi, yalnızca arkeoloji koleksiyonuna ev sahipliği yapan bir müze değil. Sanatın farklı disiplinlerini bir araya getiren, çok yönlü bir kültür kurumu olarak dikkat çekiyor. MÖ 3. binyıldan Bizans dönemine uzanan koleksiyonu; Eski Tunç Çağı, Hitit, Urartu, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinden objeleri bir araya getirirken, bunları geleneksel bir kronolojik anlatının ötesine geçen çağdaş sergileme yöntemleriyle izleyiciye sunuyor.
Müzenin hikâyesi, mühendis ve koleksiyoner Yüksel Erimtan’ın yıllar içinde oluşturduğu arkeolojik eser koleksiyonuna dayanıyor. Erimtan’ın koleksiyonculuk anlayışının temelinde, Anadolu’nun kültürel mirasının korunması ve özel koleksiyonlarda bulunan kültür varlıklarının daha geniş bir izleyiciyle buluşturulması düşüncesi bulunuyor. Bu yaklaşım doğrultusunda 1996 yılında Kültür Varlıkları Koleksiyoncular Derneği’ni kuran Erimtan, 2009’da Yüksel Erimtan Kültür ve Sanat Vakfı’nı hayata geçirdi. 2015 yılında ise vakıf bünyesinde Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi açıldı. Müze, Ankara Kalesi’nde, Kale Meydanı’nda yer alan üç tarihî Ankara evinin dönüştürülmesiyle oluşturuldu. Yapıların dış mekân algısı ve tarihî karakteri korunurken, iç mekânda çağdaş bir müze anlayışı geliştirildi. Müzenin mimari tasarımı Prof. Ayşen Savaş, Can Aker ve Onur Yüncü tarafından gerçekleştirildi.
Erimtan’ın giriş katında Kültepe tabletlerinden Urartu kemerlerine, Roma camlarından Bizans dönemine ait ritüel eşyalara uzanan seçki, koleksiyonun geniş zaman aralığını görünür kılıyor. Ana sergi salonunda ise ağırlık Roma dönemine veriliyor. Koleksiyonun önemli bölümlerinden birini sikkeler oluşturuyor. Özellikle Helenistik ve Roma dönemlerine ait sikkeler, üzerlerindeki imparator, hayvan, nesne ve çeşitli semboller aracılığıyla dönemin siyasi, kültürel ve dini dünyasına dair ipuçları taşıyor. Alt katta yer alan sergi alanı ise müzenin arkeolojik koleksiyonunun ötesine geçerek farklı sanat pratiklerine ve güncel sergilere alan açıyor. Bu yönüyle de müze arkeoloji ile çağdaş sanat arasında bir geçiş alanı kuruyor. Geçmiş uygarlıkların gündelik yaşamına ait nesneler ile bugün üretilen sanatın aynı çatı altında buluşması, müzenin zamanlar arasında kurduğu ilişkinin temelini oluşturuyor.
Manisa Kurtuluş Müzesi
Manisa Kurtuluş Müzesi (MKM), 1918–1923 yılları arasında Manisa’da gelişen sivil halk hareketini ve kentin işgalden kurtuluşa uzanan yakın tarihini aktaran bir hafıza mekânı olarak tasarlandı. Manisa Büyükşehir Belediyesi adına hayata geçirilen, Yalın Mimarlık tarafından tasarlanan projenin mimarı Ömer Selçuk Baz. Müzenin küratöryal içerik çalışması HVL Studio’ya, görsel kimlik ve sergi tasarımı ise Manuma Studio’ya ait. Sadece mimari diliyle değil; tarihsel hafızayı mekânsal deneyime dönüştüren yaklaşımıyla da dikkat çeken müze, yığma, kâgir, taş ve tuğla yapıların izlerini Manisa’nın arkaik dönemlere uzanan tuğla geleneğiyle bir araya getiriyor. Tamamı yığma tekniğiyle inşa edilen 14 bağımsız tuğla oda, Birinci Dünya Savaşı bağlamından Yunan işgaline, kentin yakılmasından yeniden imar edilmesine kadar uzanan süreci aktarıyor. Yarı yer altında konumlanan müzeye üç kollu bir rampayla iniliyor. Ömer Selçuk Baz’ın ifadesiyle, ‘bir balinanın karnı gibi’ tasarlanan giriş, ziyaretçiyi müzenin tarihsel anlatısının içine alan ilk mekânsal eşik niteliğinde. Müzenin üst kotu ise kamusal bir park alanı olarak tasarlanmış. Böylece yapının tarihsel anlatısı, gündelik kent yaşamının içine yerleşiyor. Cumhuriyetin 102’nci yılı kutlamaları kapsamında açılan müze, TMMOB Mimarlar Odası tarafından düzenlenen 20. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri kapsamında Yapı Dalı Ödülü’ne de değer bulundu.
Arkas Sanat Urla
Arkas Sanat Urla, Lucien Arkas’ın sanata ve koleksiyonculuğa duyduğu ilgi doğrultusunda oluşturulan Arkas Koleksiyonu’ndan kapsamlı bir seçki sunan koleksiyon müzesi olarak Eylül 2020’de ziyarete açıldı. Arkas’ın İzmir’deki üçüncü sanat mekânı olan Arkas Sanat Urla’nın zemin katında, 19–20. yüzyıl Avrupa resim ve heykel sanatının önemli temsilcilerinin eserleri yer alırken üst katta ise 16-17. yüzyıl Avrupa hanedanlarına ait zırh, miğfer ve silah koleksiyonu, Rönesans duvar halıları ve klasik dönem Anadolu halıları sergileniyor. Ayrıca cam galeride antik dönem tapınaklarından mermer replikalar ve Roma imparatorlarının mermer büstlerine ait bir seçki görülebiliyor. Müze, mimarisiyle de öne çıkıyor. Artı3 Mimarlık tarafından tasarlanan, sade ve güçlü mimari ifadesiyle öne çıkan yapı, doğal çevresiyle kurduğu ilişki ve tamamında kullanılan doğal taş kaplamayla dikkat çekiyor. İzmir’in Efes, Bergama ve Agora gibi zengin arkeolojik mirasına da göndermede bulunan yapı, Turgut Cansever Uluslararası Mimarlık Ödülleri’nde mansiyona değer bulundu. Yarı açık ve kapalı sergi alanlarından oluşan iki katlı yapının iç mimari tasarımı ise The Big House tarafından gerçekleştirildi.
Odunpazarı Modern Müze
Odunpazarı Modern Müze (OMM), koleksiyoner ve Polimeks Holding Yönetim Kurulu Başkanı Erol Tabanca tarafından Eskişehir’de kuruldu. Eylül 2019’da ziyarete açılan müze Türkiye’den ve dünyadan sanatçıların üretimlerini bir araya getiriyor; çağdaş sanatı farklı disiplinler ve kültürler arasında bir buluşma alanına dönüştürüyor. Müzenin koleksiyonunun temelini Erol Tabanca ve İdil Tabanca koleksiyonları oluşturuyor. 1950 sonrası modern ve çağdaş sanat eserlerinin yanı sıra güncel tasarımcıların üretimlerine de yer veren koleksiyon, farklı dönem ve formları kapsayan dinamik bir yapı taşıyor. OMM, koleksiyon sergilerinin yanı sıra ulusal ve uluslararası sanatçıların çalışmalarını buluşturan kişisel ve karma süreli sergiler düzenleniyor; usta ve yükselen sanatçıların eserlerini tanıtmayı, sergilemeyi ve desteklemeyi, çağdaş sanatın farklı üretimlerini bir araya getirerek Türkiye ile dünya arasında kültürel bir diyalog alanı oluşturmayı hedefliyor.
ArtNews tarafından hazırlanan “100 Yılın En İyi 25 Müze Binası” listesinde 21. sırada yer alan, 2021’de Avrupa’da Yılın Müzesi Ödülleri kapsamında Özel Takdir Ödülü’ne layık görülen, 18. Museums + Heritage Awards kapsamında Yılın Uluslararası Projesi ödülünü kazanan OMM, dünyaca tanınan Japon mimarlık ofisi Kengo Kuma and Associates (KKAA) tarafından gerçekleştirilen mimarisiyle de göz dolduruyor. Doğa ile mimari ve yapının bulunduğu lokasyon arasında güçlü bir bağ kurmayı hedefleyen ofisin yaklaşımı, OMM’da Odunpazarı’nın tarihsel dokusuyla çağdaş mimarlığı buluşturuyor. Odunpazarı’nın geleneksel sivil mimarisinden, Osmanlı kubbe mimarisinden ve Japon mimarisinden izler taşıyan yapı; geometri, ışık, kümelenme ve ahşap olmak üzere dört temel unsur üzerinden şekilleniyor.

Samsun Müzesi
Samsun Müzesi
Samsun’un binlerce yıllık tarihini sunan ve 2024’te yeni binasında yeniden ziyarete açılan Samsun Müzesi, Karadeniz Bölgesi’nin en büyük müzesi olma özelliğini taşıyor. Arkeoloji ve etnografya koleksiyonlarının yanı sıra çocuk müzesi, geçici sergi alanları, konferans salonu, kütüphane, laboratuvar ve sosyal alanlara sahip müze, bölgenin kültürel mirasını farklı katmanlarıyla deneyimlemeye olanak tanıyan kapsamlı bir kültür mekânı olarak öne çıkıyor.
Müzenin arkeoloji bölümündeki anlatı, milyonlarca yıl öncesine tarihlenen fosillerden başlayarak bölgenin insanlık tarihindeki izlerini takip ediyor. En dikkat çekici bölümlerden birini ise Amisos Antik Kenti’ndeki yeraltı kaya mezarında bulunan ve Helenistik döneme tarihlenen Amisos Hazinesi oluşturuyor. Müzenin en etkileyici eserlerinden biri ise 1958’de Amisos Antik Kenti’nde gerçekleştirilen hafriyat çalışmaları sırasında bulunan yaklaşık 56 metrekarelik Amisos Mozaiği. Mozaiğin merkezinde Homeros’un İlyada destanından tanıdığımız Akhilleus ve annesi Thetis yer alıyor.
Samsun Müzesi’nin koleksiyonu antik dönemle sınırlı değil. Roma ve Doğu Roma dönemlerine ait heykel, figürin, cam ve mutfak eşyalarının ardından Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlerle anlatı devam ediyor. Etnografya bölümünde ise Samsun’un yakın tarihine ve gündelik yaşam kültürüne odaklanan daha farklı bir hikaye kuruluyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışıyla başlayan bölümde Milli Mücadele dönemine ait silahlar, madalyalar, afişler ve ilk baskı Nutuk gibi eserler yer alıyor.
CAA Studio tarafından tasarlanan Samsun Müzesi, arkeolojik buluntular, tarihsel belgeler ve gündelik yaşam nesneleri aracılığıyla kentin hafızasını çok yönlü bir şekilde içinde barındıran kültür mekânı olarak dikkat çekiyor.
Efes Deneyim Müzesi
İzmir’in Selçuk ilçesinde, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Efes Antik Kenti’nin içinde konumlanan Efes Deneyim Müzesi, antik kentin tarihini çağdaş teknolojiler aracılığıyla deneyimlenebilir bir anlatıya dönüştürüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile DEM Müzecilik iş birliğinde geliştirilen ve işletilen müze, 2023’te ziyarete açıldı. Antik tiyatronun hemen karşısında yer alan yapı, Efes’in gündelik yaşamını, mimarisini, ticaretini, sanatını ve inanç dünyasını ‘immersive’ teknolojilerle aktarıyor. 360 derecelik büyük formatlı projeksiyonlar, mekânsal ses, üç boyutlu animasyonlar, müzik, koku ve sis gibi duyusal unsurlar bir arada kullanılıyor. Böylece antik kentin hikâyesi, farklı duyulara hitap eden bütüncül bir deneyime dönüşüyor.
Yaklaşık 2 bin 400 metrekarelik alana yayılan müzenin mimari konsepti ve mekânsal deneyim tasarımı Atelier Brückner tarafından gerçekleştirildi; diStudio Mimarlık ise yerel mimari ofis olarak projede yer aldı. Müzenin mimarisi, bulunduğu arkeolojik alana mümkün olduğunca az müdahale edecek şekilde tasarlandı. Prefabrik kurgu, mevcut çam ağaçları ve bitki örtüsü gözetilerek eski bir askerî yapı alanına yerleştirildi. Klasik anlamda arkeolojik eser koleksiyonundan ziyade, Efes’in tarihini, kültürünü dijital ve duyusal araçlarla aktaran deneyim alanı olarak öne çıkan müzenin yenilikçi yaklaşımı uluslararası alanda da karşılık buldu. Müze, 2024 Mondo-Dr Awards’ta “En İyi Müze” ödülüne layık görüldü.
Troya Müzesi
Çanakkale’nin Tevfikiye Köyü sınırlarında, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Troya Antik Kenti’nin girişinde konumlanan Troya Müzesi, yaklaşık 5 bin yıllık Troya tarihini arkeolojik buluntular ve çağdaş bir sergileme anlayışıyla aktarıyor. Müzenin yapımına 2013 yılında başlandı ve proje 2018’de tamamlanarak ziyarete açıldı. Çanakkale Müze Müdürlüğü’ne bağlı olarak hizmet veren yapıda, Homeros’un İlyada Destanı ile tarihe geçmiş Troas Bölgesi’nde iz bırakan Troya ve kültürlerinin yaşamı, arkeolojik kazılardan çıkan eserler aracılığıyla anlatılıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından açılan ulusal yarışma sonucu birinci olan Yalın Mimarlık tarafından tasarlanan müze, Troya’nın mirasını bulunduğu coğrafyayla birlikte ele alan bir müze deneyimi sunuyor.
Müzenin tasarımındaki temel fikirlerinden biri, yapının antik kentin yakınındaki peyzaj içinde sanki arkeolojik kazı alanından çıkarılmış bir nesne gibi algılanması. Böylece çağdaş müze binası ile binlerce yıllık arkeolojik alan arasında görsel ve kavramsal bir ilişki kuruluyor. Müze deneyimi rampadan aşağı doğru inerken başlıyor. Ziyaretçi rampayı takip ettikçe Troya’nın farklı tarihsel katmanlarıyla karşılaşıyor. Müzenin sergileme kurgusu, ziyaretçiyi yedi başlık üzerinden ilerleyen bir tarihsel anlatının içine alıyor: Troas Bölgesi Arkeolojisi, Troya’nın Tunç Çağı, İlyada Destanı ve Troya Savaşı, Antik Dönemde Troas ve İlion, Doğu Roma ve Osmanlı Dönemi, Arkeoloji Tarihçesi ve Troya’nın İzleri.
Görsel grafik tasarımların yanı sıra dioramalar, dokunmatik ekranlar ve animasyonlar kullanılarak farklı dönemler ve hikâyeler ziyaretçinin daha interaktif bir deneyim yaşayabileceği biçimde aktarılıyor. Arkeolojik miras ile çağdaş mimarlık ve müzecilik anlayışını aynı yapı içinde barındıran müze uluslararası alanda ödüller de kazandı: 2020 Avrupa Yılın Müzesi Ödülleri (EMYA) kapsamında Özel Takdir Ödülü’ne, 2021’de Avrupa Müze Akademisi Özel Ödülü’ne, 2019’da Attraction Star Awards kapsamında “Yılın En Başarılı Müzesi” ödülüne layık görüldü.
Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi
Antakya’nın merkezinde, modern bir yapının altında, kentin yaklaşık 2300 yıllık geçmişiyle karşılaşmak mümkün. Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi, 2009’da otel inşaatının kazıları sırasında ortaya çıkan arkeolojik kalıntıların yerinde korunarak sergilenmesi amacıyla kurulmuş sıra dışı bir müze. Museum Hotel’in içinde yer alan müze, 2019’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilerek ziyarete açıldı. The New York Times başta olmak üzere uluslararası saygın yayınlar tarafından dünyanın mutlaka görülmesi gereken otelleri arasında gösterilen The Museum Hotel ve bünyesinde yer alan Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi’nin mimari projesi, Emre Arolat’ın kurucusu olduğu EAA – Emre Arolat Architecture tarafından tasarlandı. Arkeolojik alanın sergileme tasarımını ise PATTU’dan Cem Kozar üstlendi.
Müzenin en dikkat çekici özelliği, eserleri ait oldukları yerden koparmadan sergilemesi. Helenistik dönemden Roma ve Bizans’a, ardından İslami dönemlere uzanan farklı kültür katmanları, Antakya’nın yüzyıllar boyunca kesintisiz biçimde değişen ve dönüşen kent dokusunu gözler önüne seriyor. Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi’nde ziyaretçi, vitrinler içinde sıralanmış bir koleksiyondan çok, doğrudan arkeolojik alanın içinde dolaşıyor. Müzenin en çarpıcı eserleri arasında Roma dönemine ait taban mozaikleri yer alıyor. Özellikle de MS ikinci yüzyıla tarihlenen Roma Dönemi villasına ait taban mozaiği dikkat çekiyor. Ayrıca 1050 metrekarelik alanıyla dünyanın bilinen en büyük tek parça mozaiği de müzede görülebiliyor. Bir başka önemli mozaik ise kuş tasvirleriyle dikkat çeken Kutsal Ruh ve Doğal Yaşam Mozaiği. MS 5. yüzyıla tarihlenen bir Roma villasının zeminini oluşturduğu düşünülen mozaikte, dönemin Antakya coğrafyasında yaşayan çeşitli kuş türleri ayrıntılı biçimde betimleniyor. Kazı alanında ortaya çıkarılan eserlerden biri de yaklaşık 70 santimetre yüksekliğindeki mermer Eros heykeli. Oldukça iyi korunmuş durumda bulunan eser, Roma dönemine tarihleniyor ve müzenin dikkat çeken heykel örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Kazılar sırasında bulunan Roma hamamı kalıntıları da müzenin antik gündelik yaşama açılan bölümlerinden birini oluşturuyor.
Modern mimari ile arkeolojik alanın aynı yapı içinde bir araya geldiği Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi, geçmişi yalnızca korumakla kalmıyor, onu bugünün yaşamının bir parçası haline getiriyor.
Kenan Yavuz Etnografya Müzesi
Bayburt’un Demirözü ilçesine bağlı Beşpınar köyünde yer alan Kenan Yavuz Etnografya Müzesi, Anadolu’nun somut ve somut olmayan kültürel mirasını korumayı ve gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlayan özel bir müze. İş insanı Kenan Yavuz tarafından 2010’ların başında Kültür Evi çalışması olarak başlatılan proje, 2019’da resmi olarak özel müze statüsüne kavuşuyor. Köyün gündelik yaşamını, geleneklerini ve mimari hafızasını bir arada yaşatan kapsamlı bir kültür alanı niteliğini taşıyan ve yaklaşık 15 bin metrekarelik alana yayılan müze, 26 mekândan oluşuyor. Yapı, eko-müze yaklaşımıyla bölgenin mimari dokusuyla da bütünleşiyor. Kullanılan taş ve ahşapların çevre köylerde yıkılmış evlerden ve bölgedeki dağlardan temin edilmesi bu yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturuyor.
2021 yılında Avrupa Müze Forumu tarafından verilen Avrupa’da Yılın Müzesi Ödülü kapsamında Silletto Ödülü’ne, 2022’de Avrupa Birliği Kültür Mirası Ödülleri kapsamında Europa Nostra Ödülü’ne ve yine aynı yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülü’ne de layık görülen müze, bölgede unutulmaya yüz tutan geleneklerin yeniden canlandırılmasına yönelik etkinlikler de gerçekleştiriyor. Temel yaklaşımı, modernleşme ve göç süreçlerinin köylerde yarattığı mimari ve kültürel tahribata karşı yerel mirası korumak olan müzenin ziyaretçilerine yerel halkla iş birliği içinde tasarlanan deneyimler sunması da onu öne çıkaran unsurlardan biri.
Kapak görseli: Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi





















