Yoko Ono: Sanatın sınırlarını tanımlayan kadın

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), çağımızın öncü sanatçılarından Yoko Ono’nun Türkiye’de bugüne dek gerçekleşen en kapsamlı sergisini ağırlıyor. Akbank’ın desteği ve İspanya’nın León kentindeki çağdaş sanatlar müzesi MUSAC (Museo de Arte Contemporáneo de Castilla y León) işbirliğiyle düzenlenen “İçses ve İçyapı” adlı sergi, Ono’nun en erken ve en etkili yapıtlarından bazılarını da içeren 67 eserini bir araya getiriyor.

Yasemin Bay

Talimatlardan oluşan metinleri, performansları ve katılımcı projeleriyle çağdaş sanatın sınırlarını dönüştüren Yoko Ono’nun Türkiye’de bugüne dek gerçekleşen en kapsamlı sergisi Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde (SSM) açıldı. Akbank’ın desteği ve İspanya’nın León kentindeki çağdaş sanatlar müzesi MUSAC (Museo de Arte Contemporáneo de Castilla y León) iş birliğiyle gerçekleşen “Yoko Ono: İçses ve İçyapı”, kariyerine 1950’lerin sonlarında New York’un avangart sanat çevresinde başlayan Yoko Ono’nun yetmiş yılı aşan sanatsal üretiminden kapsamlı bir seçki sunuyor. Ono’nun en erken ve en etkili yapıtlarından bazılarını da içeren 67 yapıtı bir araya getiren sergi, kariyeri boyunca çalıştığı pek çok biçime; erken dönem talimat parçaları ve kavramsal yapıtlardan performans, film, enstalasyon ve katılımcı işlere uzanıyor.

SSM’nin Müdürü Ahu Antmen serginin açılışında yaptığı konuşmada 1950’lerin sonlarından günümüze çağdaş sanatın seyrini derinden etkilemiş Yoko Ono’yu izleyiciyle buluşturmaktan mutluluk duyduklarını belirterek “Bu sergide Yoko Ono’yu, popüler tahayyüldeki imajıyla değil, kavramsal sanat, Fluxus, performans sanatı, feminist sanat, katılımcı sanat gibi birçok çağdaş sanat akımına katkılarıyla sanat tarihindeki yeri itibarıyla tanıyor olacağız” diyor.

Ono’nun sanatının merkezinde yer alan katılım, dayanışma ve kolektif hafıza kavramlarını görünür kılan serginin başlığı, 1964 yılında türettiği iki kavrama dayanıyor. Serginin küratörlerinden ve sanatçının stüdyosu Studio One’ın direktörü Connor Monahan’ın da ifade ettiği gibi bu kavramlar, sanatçının pratiğinin iki temel eksenine işaret ediyor: “Hayal gücü ve düşüncenin iç dünyası ile bu deneyime biçim veren yapılar.” Ono’nun işleri tam da bu iki alanın kesişiminde var oluyor; fiziksel olarak karşımızda duran bir nesne ile izleyicinin zihninde gerçekleşen deneyim arasında…

Yoko Ono, “Yükseliş, Arising”

Bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri ise sergide yer alan “Yükseliş” enstalasyonu. İlk kez 2013 yılında gerçekleştirilen çalışma, dünyanın dört bir yanındaki kadınları yalnızca gözlerini gösteren bir fotoğraf ve kadın oldukları için maruz kaldıkları şiddet, ayrımcılık ya da travmaya ilişkin bir tanıklık metni paylaşmaya davet ediyor. Ono, “İçses ve İçyapı” sergisi kapsamında “Yükseliş” başlıklı yapıtı aracılığıyla Türkiye’deki kadınlara da bir davette bulunuyor. Kadınların gönderdiği metinler, sergi boyunca müzede yer alan enstalasyonunun bir parçası haline geliyor. Bu çağrı aynı zamanda Ono’nun sanat anlayışının özünü de yansıtıyor. Küratöre göre sanatçının barış, dayanışma ve kolektif eylem çağrıları bugün hâlâ güncelliğini koruyor; çünkü bu çağrılar “bireysel sorumluluktan başlayıp dünyaya doğru genişliyor.”

Bugün katılımcılık, disiplinlerarasılık ve talimat temelli üretim yöntemleri çağdaş sanatın yerleşik araçları arasında kabul ediliyor. Ancak Ono, tüm bunları sanat dünyasında yaygınlaşmadan çok önce kullanmaya başlamıştı. Monahan’ın sözleriyle, onun öncü rolü yalnızca erken davranmış olmasından değil, ‘bir sanat eserinin ne olabileceğine dair tanımı kökten genişletmiş olmasından’ kaynaklanıyor. Düşünceyi, dili, performansı ve insan ilişkilerini sanatın malzemesi hâline getiren Ono’nun üretimi, bugün hâlâ güncelliğini koruyan bir ortaklık ve dönüşüm çağrısı olarak okunuyor.

27 Aralık tarihine dek SSM’de izlenebilen serginin küratörlerinden ve sanatçının stüdyosu Studio One’ın direktörü Connor Monahan ile konuştuk. Bize Yoko Ono’nun sergisini ve sanatının temel taşlarını anlattı.

Connor Monahan, Yoko Ono- A Statue Was Here at Tomio Koyama Gallery, Tokyo, 2025. Fotoğraf: Kenji Takahashi

 

“İçses ve İçyapı” başlığı hem şiirsel hem de kavramsal bir nitelik taşıyor. Bu başlık, Yoko Ono’nun pratiğinde öne çıkan temel meseleleri nasıl yansıtıyor ve sanatını anlamak için neden iyi bir anahtar?

Başlık, Ono’nun 1964 yılında türettiği iki sözcükten geliyor. Sanatçının pratiğinin iki temel yönüne işaret ediyorlar: Hayal gücü ve düşüncenin iç dünyası ile bu deneyime biçim veren yapılar. Ono, kariyeri boyunca izleyiciye sabit anlamlar sunmak yerine, katılımı teşvik eden yaratmakla ilgilendi. “İçses ve İçyapı”, maddi olarak var olan ile zihinde gerçekleşen arasındaki ilişkiyi ifade ediyor; bu ilişki de serginin merkezinde yer alıyor.

 

İklim krizi, savaşlar, göçler ve toplumsal kutuplaşmaların yaşandığı günümüzde Ono’nun hayal gücü, barış ve kolektif eylem çağrıları nasıl okunmalı?

Ono’nun işleri bize hayal gücünün gerçeklikten bir kaçış değil, aksine onunla bağ kurma, onu dönüştürme biçimi olduğunu hatırlatıyor. Yapıtlarının birçoğu basit bir önerme veya talimatla başlar, ancak bu işler bizi, mevcut durumun farklı şekillerde de var olabileceğini düşünmeye davet eder. Bu anlamda hayal gücü bir eyleme geçme ve etki yaratma kapasitesine dönüşür. Sanatçının barış ve kolektif eylem çağrılarının bugün hâlâ güncelliğini korumasının nedeni de budur; çünkü bu çağrılar bireysel sorumlulukla başlar ve dalga dalga dünyaya yayılır.

Yoko Ono, “Kapılar”

İstanbul, Doğu ile Batı arasında bir köprü olarak tanımlanıyor. Ancak Yoko Ono’nun pratiği de zaten farklı kültürel gelenekleri buluşturan bir yapı taşıyor. Bu serginin İstanbul’da gösterilmesi sizce nasıl bir anlam üretiyor? Ve Türkiye’deki izleyicilerin özellikle hangi işlerle güçlü bir bağ kurabileceğini düşünüyorsunuz?

Yoko Ono, kendisini Doğu ile Batı arasında konumlanmış hissettiğinden sıkça bahsetmiştir. 1964 tarihli kitabı “Grapefruit”e bu ismi verirken, greyfurtu limon ile portakalın birleşiminden doğan melez bir meyve olarak tanımlamış; bunda hem Doğu ile Batı’nın buluşmasının hem de kendisinin aynı anda birden fazla kültürel dünyada yaşama deneyiminin bir metaforunu görmüştü. Bu nedenle İstanbul, bu sergiyi sunmak için son derece anlamlı bir şehir. Tıpkı İstanbul gibi, Ono’nun sanatı da kesin ayrımlara direnir; kategoriler ve gelenekler arasında, sınırları aşan bir alanda var olur.

 

Yoko Ono’nun eserlerine bugün baktığımızda, birçok yaklaşımın —katılımcılık, disiplinlerarasılık, talimat temelli üretim— artık çağdaş sanatın yerleşik araçları haline geldiğini görüyoruz. Bu açıdan bakıldığında, Yoko Ono’nun sanat tarihindeki öncü rolünü nasıl tanımlarsınız?

Yoko Ono’yu öncü kılan şey yalnızca bu yaklaşımları erken dönemde benimsemiş olması değil; bir sanat yapıtının ne olabileceğine dair anlayışımızı köklü biçimde genişletmiş olmasıdır. Bu yaklaşımların pek çoğu henüz yaygınlaşmadan çok önce o; fikirleri, dili, katılımı, performansı ve toplumsal etkileşimi başlı başına birer sanatsal malzemeler olarak ele alıyordu. Bu yaklaşımıyla sanatın sınırlarını yeniden tanımlayan isimlerden biri oldu.

 

 

İlginizi Çekebilir