Yumuşak peluş oyuncak hayvanlar, meşhur animasyonlardan figürler, masallardan anımsadığımız karakterler Dilek Toran’ın Düzce’de 4-14 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen “Çocukluk Düşleri” sergisinde gözümüze çarpan ilk imgeler oluyor. Bir oyun parkına girer gibi Düzce Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi sergi salonuna giriyoruz. Ekranda gördüğümüz hayali karakterler büyüyerek ekranın ötesine, bu dünyaya sıçrıyor ve bizi masalsı bir alana çekiyor. Daha doğrusu masalları ve çocuk hikâyelerini kaynak edinen çizgi filmlerin, bu çizgi filmleri ete kemiğe büründüren oyuncakların imgesel dünyası burası.

Dilek Toran, “Çocukluk Düşleri” sergisinden genel görünüm
Canlı renkleri, iri gözleri ve bir çocuğa öykünen anatomileriyle sevimli, şirin, tatlı olmayı temel arzu edinmiş figürler bunlar. Ama ekrandan fırlamış ve sergi mekânında tek başlarına ayakta duran bu figürlerin yersizlikleri, pek de sevimli olmayan dünyamıza musallat olma ısrarları onları tedirgin edici yapıyor. Ayakta durmak için kimseye ihtiyacı olmayan bu şirin figürlere yakından baktıkça görünümlerinde bir kayma, bir arıza belirginleşiyor. Televizyonun alıcısından kaynaklanan teknik bir arızayla görüntüleri bozulmuş gibi duruyorlar. Bu cızırtılı görüntü onların bu dünyaya ait olmadıklarını bir kez daha teyit ediyor.
Tamamen imgesel bir dünyayı, çizgi filmlerdeki, masallardaki hayali karakterleri elle dokunulan, elde edilen, kucağa sığan ‘gerçek’ nesnelere dönüştüren oyuncakların da benzer bir işlevi var aslında. Bu dünyaya ait olmayanı nesneleştiriyor. Ele avuca gelmeyeni bizim için üretiyor, imgeleri sahip olunabilir bir metaya dönüştürüyor. Ekranda görünen hayali figürler bu dünyanın gerçeğine katılırken hayallerin gerçek olabilme ihtimalini masum gözüken bir mülkiyet ilişkisi içinde çözüyor. Bu figürleri çizip boyayarak, kendi elleriyle yapan ve ayağa kaldıran “Çocukluk Düşleri” ise bu hayaller alemini başka türlü bir şekilde vücuda getiriyor.
Sevimli olanı elde etme arzusunun ardında bir güç dinamiği olduğunun altını çiziyor bir estetik kategori olarak ‘sevimli’ üzerine çalışan Sianne Ngai (2022). Bu kategorinin altında yatan nitelikler korunmasız, güçsüz, kendine yetemeyen, tek başına ayakta duramayan bir figür karşımıza çıkarıyor. Birini ya da bir şeyi sevimli olarak nitelemenin bir iltifat olduğu kadar onun karşısındaki gücümüzü de ifade eden bir tanımlama ve sınıflandırma çabası olduğunu vurguluyor Ngai[1]. Sevimliliğin evrimsel faydası üzerine yazan ilk isimlerden Konrad Lorenz ve takipçileri de sevimli olanın yarattığı güçsüzlük ve bakıma muhtaçlık hislerinin karşı tarafta onu himayeye alma, bakma ve gözetme dürtüleri yarattığını belirtiyorlar.

Dilek Toran, “Kaz Çobanı”, 155×65 cm 2023, kağıt üzerine yapılmış yağlıboya resmin şerit halinde kesilen parçalarından oluşan kolaj, 2023 (detay)
Konrad Lorenz, biçimsel olarak bakıldığında sevimli olanın belli başlı niteliklerini şu şekilde sıralıyor: “Vücuda göre büyük bir kafa, büyük, çıkıntılı bir alın ve kafada nispeten alçakta yer alan gözler (…), yuvarlak, çıkıntılı yanaklar, tombul, yuvarlak vücut şekli, kısa, kalın uzuvlar, dokunması hoş olan yumuşak vücut yüzeyleri, zayıflık ve sakarlık gösteren davranışlar” (Morreal içinde, 2022)[2]. Bu nitelikler bebeklerde ve çocuklarda olduğu kadar çizgi film karakterlerinin görsel anatomisinde de tekrarlayan özellikler. Toran’ın çalışmalarının ana referansı da bu biçimsel dağarcığa yaslanıyor. İri gözler bizi sergi mekânında takip ediyor, yuvarlak hatları ve çocuksu anatomileriyle figürler karşımıza dikiliyor. Ama içine çekildikleri güç dinamiklerini reddeden, kendi ayakları üzerinde duran, ayaklanmış figürler bunlar. Bizden himaye talep eden, onları düştükleri yerden kaldırmamızı bekleyen, ilgi ve bakım isteyen figürler değiller. Onlara bakmaya çalıştıkça bize direndiklerini görüyoruz. Figürlerin kayan görüntüsü bakışa ve bakıma direnmenin bir işareti gibi karşımıza çıkıyor böyle düşününce. İki boyutlu hayali figürlerin üç boyuttaki varlıkları, bir an cepheden bakıp yüz yüze geldiğimiz bir sonraki bakışta gözümüzden kaybolan kağıt yüzeylerin et kalınlıkları, onları bakım ve bakışın hiyerarşisine direnen figürler haline getiriyor.
Bu ayaklanmış ve mekân içinde asılı kalmış figürler arasında dolanırken karşımıza çıkan ağır kütleler, sevimli olanın sınırını zorlayan biçimsiz, eğreti ve iğrencin sınırında bir estetik gözetiyor. Akışkan kumaş parçalarının arasında organik formların, domestik nesnelerin onları zar gibi kaplayan materyallerle donduğunu görüyoruz. Zamanın durduğu ve nesnelerin katılaştığı bu formlarda örülmüş saçların düzenli dolanıklığını takip eden kumaş ve ip parçaları dikkat çekiyor. Toran, hapsedildiği şatodan kurtulmak için kendi saçlarıyla kurtarıcısını çağıran Rapunzel’in hikâyesinden ilham alıyor burada. Ama bir kaçışı değil donup kalışı, düğümlenişi hissediyoruz kendi üstüne kapanarak oluşan örgülerde. Sergideki sevimli figürler büyüyerek tekinsiz bir hale geliyorlarsa burada da büyümeye benzer bir devinim hissi veren akışkan formların ketlendiğini görüyoruz.

Dilek Toran, “Ağırlık ve Hafiflik Arasında’’, tülbent, çimento, mum, su bidonu kapağı kullanılarak oluşturulmuş çeşitli ebatlarda heykeller. 2025
Duvarda gördüğümüz betonlaşmış kumaşlarda da benzer bir his seziliyor. Burada gördüğümüz askı aparatı da akar suyu donduran, taşıyan, hapseden ve bir mülke dönüştüren bir süreci akla getirmesiyle muhafaza ve himaye ilişkileri arasındaki ilişkiyi hatırlatıyor gene. Akışkan kumaşı betonla sabitleyen, suyun akışını zorla durdurur gibi gözüken biçimlerle karşılaşıyoruz bu serilerde. Su şişelerinin plastik kulplarında duvara asılmış bu formlar yatağını bulamamış, akışına set çekilmiş, büyüsü ve büyümesi engellenmiş bir çocuğu akla getiriyor. Toran’ın bu çalışmaları Rapunzel hikâyesinden ilhamla tasarladığı düşünüldüğünde ise saçları toza bulanmış, donuklaşmış, parıltısını kaybetmiş bir figür canlanıyor gözümüzde. Mekânın merkezinde yer alan diğer donuk figürler arasında da nesne ve insan uzvu arasında kalmış, büyümenin amorf, biçimsiz bir ara formunda görünen nesne-beden parçaları gibi heykeller dikkat çekiyor. Bir kumaş parçası, örülmüş bir saça dönüşüp katılaşıyor; bir yığına, bedenini kaybederek işlevsiz bir uzva dönüşüyor. Onu katılaştıran üstündeki zar için bizi hem koruyan hem kapatan evin somut ve nesnel hammaddesi çimentoyu kullanıyor sıklıkla Toran.
Betona bulanmış saç örgülerinin yanında daha renkli, opak ve balmumunu andıran katmanlar da çıkıyor karşımıza. Zamanın donduğu, büyümenin durduğu bir hali akla getirirken ekrandan taşarak devleşmiş figürlerle bir tezat oluşturuyorlar. Burada kullanılan malzeme kadın bedenini daha pürüzsüz ve yumuşak hale getiren ve bunu kadının kendi bedenine karşı uyguladığı bir güçle gerçekleştiren ağda. Kendi bedeninde sevimli olanı niteleyen yumuşaklığa ulaşmaya çabası sergideki heykellerde daha şiddetli ve grotesk bir şekilde görünüyor.
Bir estetik kategori olarak itibarsız ve hatta kitsch kabul edilen ‘sevimli’ aslında erkek egemen sanat geleneğini de açık ediyor John Morreal’a göre. Kadına atfedilen bakım emeğini, sevimli olanın uyandırdığı çelişkili duyguları kendi gücünü kurmak için reddetmenin Batı geleneğinin temelinde olduğunu belirtiyor Morreal (2022). Rasyonel olana yaslanan ve burada referans alınan aklın evrensel olduğunu iddia eden bu üstten bakış bu sebeple kadına has varsaydığı ‘hassas’ duyguları bayağı kabul ediyor. Böyle düşünüldüğünde Dilek Toran’ın “Çocukluk Düşleri” sergisinin bu hakim anlatı içerisinde masallara sirayet etmiş erkek egemen düşünceyle bir çarpışma yarattığı da söylenebilir. Sevimli olanı ısrarla ayaklandırması, kayan görüntülerde ya da iğrencin sınırında duran figürlerde bakışa direnen bir kurguyla karşımıza çıkması, erkek egemen bir düzende kadına atfedilen yere dair bir tavır. Tatlı tatlı kendini patriyarkal bakışa sunan kadın imgesinin yerine ısrarla yerini bilmeyen, hayal dünyasından taşarak büyüyen ve karşımıza dikilen bir dil var burada. Kadına biçilen yazgıyı, Dilek Toran’ın kendi tabiriyle kadının kendi yazısıyla yeniden yazan bir dil.
[1] Ngai, S. (2022). “On ‘cute’ as an aesthetic category”. The Cute içinde. Whitechapel Gallery.
[2] Morreal, J. (2022). “Cuteness”. The Cute. yay.haz. S.Ngai. Whitechapel Gallery.
Kapaktaki eser: Dilek Toran, “Tinkerbell”, 155×65 cm 2023, kağıt üzerine yapılmış yağlıboya resmin şerit halinde kesilen parçalarından oluşan kolaj, 2023. (detay)