“Maya’da her sanat kolunun yeni ve ilerisi toplandı. Ressamı, heykelcisi, şairi, hikâyecisi, müzisyeni, tiyatrocusu, mimarı, fotoğrafçısı el ele verdi. Hepsi kendi dillerinde ustaca ve cömertçe laflar etti. Maya bu bütünlüğüyle bir eser olmuştu. Benim denememdi, ama benim eserim olamazdı Maya…”
Adalet Cimcoz
Kallavi Sokak, Numara 20, Gül Apartmanı. Beyoğlu ile kentin sanat hafızasının buluştuğu adreslerden sadece biri. Bugünün hareketli sokak dokusu içinde duvara asılı o küçük tabelayı kaç kişi fark ediyor, emin değilim. 20’li yaşlarımın başından itibaren bu sokakla bir şekilde mesaim olmasına karşın Numara 20’de bir zamanlar Maya Sanat Galerisi’nin olduğunu ben de çok sonradan öğrenmiştim. Hatta fotoğrafa olan ilgim sebebiyle Yıldız Moran’ın ‘Portre ve Peyzaj Fotoğraf Stüdyosu’nun, dahası Özdemir Asaf’la yaşadıkları evin burada olduğu bilgisi, Maya’nın hikâyesinden çok daha önce gelmişti.
Maya Sanat Galerisi, onun için sıkça kullanılan tanımla ifade edersek ‘Türkiye’nin ilk uzun soluklu özel sanat galerisi’. İlk olmasının yanı sıra kurucusunun bir kadın olması, onu bizim için ayrıca özel kılıyor. Maya’dan önce de bazı özel sanat galerileri olmuştu elbette; ama bunlar, kısa ömürlü girişimler olmanın ötesine geçememişti. Maya’nın 5 yıl süren hikâyesi ise onu uzun soluklu yapmakla kalmadı, dönemi itibarıyla hafızamıza kayıt düştükleri, bu hikâyeyi zamanının çok çok ötesine taşıdı.
1. Dünya Savaşı’nın ardından değişen toplumsal dinamiklerle birlikte hayatın her alanında köklü değişimlere sahne olan Türkiye’de, 1950’lerin başı, sanat alanı için de bir dönüm noktasını işaret ediyordu. Akademi’nin belirleyici etkisinin zayıflamaya başladığı bu yıllarda yeni kuşak sanatçılar, yerleşik kalıpları zorlayarak modern sanata göz kırpıyorlardı. Resim, seramik, heykel gibi farklı alanlarda kayda değer üretimler olsa da sanatçıların eserlerinin izleyicilerle buluştuğu mekânlar yok denecek kadar azdı. Maya Sanat Galerisi, böyle bir atmosfer içinde tıpkı logosundaki ‘Maya kuşu’ motifinin simgelediği gibi ‘özgür ve hayalperest bir ruhun’ temsilcisi olarak Türkiye’nin sanat tarihinde yerini aldı.

Sabahattin Ali, Fikret Adil, Eren Eyüboğlu, Vâlâ Ebüzziya, Adalet Cimcöz ve Bedri Rahmi Eyüboğlu
Ortak bir hayalin peşi sıra
Maya’nın kurucusu olarak her ne kadar karşımıza dublaj sanatçısı, çevirmen Adalet Cimcoz çıksa da aslında yakın dostları Orhan Veli ile Sabahattin Eyüboğlu da aynı heyecan ve çabayla onunla bu hayalini paylaşmıştı. Eyüboğlu’nun ifadesiyle ‘zengin çağrışımlı, dile hoş gelen Maya ismini ve amblem için bir Şarköy kiliminden Maya kuşunu bulup çıkardıklarında’ Adalet Cimcoz sevincinden havalara uçmuştu. Eşi Mehmet Ali Cimcoz, yıllar sonra Azra Erhat’la yaptığı bir söyleşide Maya’nın kuruluş sürecini şu cümlelerle aktarıyordu: “…Maya bir acayip kuruluştu. Hattı zatında Maya’nın kuruluşunda Adalet öne çıktı, ona yol gösterildi, fakat arkasında Sabahattin vardı, Orhan Veli vardı. Orhan Veli kimlerden ne alabiliriz diye bir sigara paketinin arkasına bir liste yazmıştı. Dur bakayım o listeyi bulabilirsem göstereyim sana, bilirsin ya Orhan Veli her şeyi, şiirlerini bile sigara paketlerinin arkasına yazardı…”
Gerçekten de Orhan Veli’nin el yazısıyla hazırlanmış bir sigara paketi kapağını, bir yığın belgenin arasından bulup Azra Erhat’a göstermişti Mehmet Ali Cimcöz. Bu küçük kâğıtta, dönemin ünlü ya da henüz tanınmamış ressam ve heykeltıraşlarından oluşan 18 kişilik bir liste yer alıyordu. O günlerde henüz kimse adlarını duymamışken Orhan Veli onları çoktan keşfetmişti.
Sonra anlatısını şöyle sürdürmüştü Mehmet Ali Cimcöz: “Evet… Orhan’la Sabahattin’di Maya fikrini ortaya koyan, Adalet onlara uydu, onların önerilerini uygulamaya girişti. Orhan Veli kendisi de bir görev almıştı: Anadolu’dan folklorik eşyalar getirecekti, kilimler, çoraplar, heybeler… Tünel’deki evimizde 1950 yılı sonlarında bu konular görüşülüyordu her akşam. Maya nerede açılacak diye düşünüyorduk, bir dükkân olsun istemiyorduk, sokak üstünde, herkesin geçip girebileceği… Bir apartmanın birinci katı olabilirdi….”

Sadi Diren eserleriyle birlikte. Maya Sanat Galerisi. Salt Araştırma
Maya için uygun bir mekân arayışı, Kallavi Sokak’taki 20 Numara’da, yeni yapılmış iki katlı bir apartmanda son buldu. 200 liraya kiralanan apartmanın birinci katı galeriye ayrıldı. İki küçük odalı bu katta kalorifer olmadığı için bir soba kuruldu, banyo depo yapıldı, merdiven boşluğundaki pencere aydınlatılarak süslendi; o pencere bir nevi galerinin vitrini oldu. Üst kat ise Sabahattin Eyüboğlu ve eşi Magdi Rufer için düzenlendi. Böylece Maya, 1950’lerin İstanbul’unda bir ‘sanat kovanı’ gibi işleyeceği günlere hazır hale getirildi. O günlerde Akşam gazetesinde çıkan bir haber, galerinin yakında açılacağını müjdeliyordu: “Tanınmış sanatkâr Adalet Cimcoz tarafından Beyoğlu’nda bir aya kadar daimi bir sergi salonu açılacaktır. Sergi Lion mağazasının civarında olacak ve salonda daima birçok tablo ve muhtelif sanat eserleri bulunacaktır. Herhangi bir sergide teşhir edilen eserlerin bir kısmı bilahare bu salona nakledilecek ve böylece birçok sanatkârın eserlerini her zaman toplu olarak görme imkânı temin edilmiş olacaktır.”
Maya Sanat Galerisi, haberin üstünden birkaç gün geçtikten sonra 1950 yılının aralık ayında sanatseverleri selamladı. Galerinin daha ilk sergisinde Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, İbrahim Çallı, Cemal Tollu, İbrahim Balaban ve Agop Arad gibi isimler yer almış; Fikret Adil, Azra Erhat, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sait Faik olmak üzere dönemin önde gelen isimleri açılışa katılmıştı. Bu heyecanlı kalabalıkta sadece bir kişi eksikti. Orhan Veli, Azra Erhat’ın ifadesiyle “Bir sabah alıp başını gitmiş, Maya’yı ve dünyayı Orhan’sız bırakmıştı”. 4 Kasım 1950’de aramızdan ayrılan şairi temsilen bir şiiri yer almıştı ilk sergide…

Nuri İyem, Adalet Cimcöz Portresi, 1952, 60×75, duralit üzerine yağlıboya
Cesur ve yenilikçi bir yaklaşımın temsilcisi
Adalet Cimcoz’un renkli ve yenilikçi kişiliği sayesinde kısa bir süre içinde bir sergi mekânı olmanın ötesine geçerek farklı disiplinlerin buluştuğu, sanatın hayatla yan yana geldiği özgün bir kültür alanına dönüşen Maya’nın sergi programı, dönemin sanat ortamı için şaşırtıcı derecede yoğun ve çeşitlilik barındırıyordu. Pazar hariç haftanın her günü, saat 14 ila 19 arası saatleri arasında açık kalan galeri; resimle birlikte heykel, mozaik, seramik, fotoğraf, desen ve halk sanatları gibi farklı alanlara da yer vererek yeni bir dinamizm yaratmıştı.
“Resimli şiir” sergileri, Maya Sanat Galerisi’nin yenilikçi çizgisinin ilk örnekleriydi. Ferruh Başağa, Nuri İyem, Fikret Otyam, Abdurrahman Öztoprak gibi ressamlar dönemin önemli şairleri Salâh Birsel, Metin Eloğlu, Attilâ İlhan, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday ile ortak işler üretti.
Bir başka yenilik, Ara Güler, Yıldız Moran, Nazan İpşiroğlu gibi fotoğrafçıların eserlerini şairlerin el yazısı dizeleriyle buluşturan “Fotoğraflı şiir” sergileri oldu. Galerinin, karikatürün de sanat olarak kabul görmesi için açtığı sergiler ve özellikle çocuk karikatüristlere verdiği önem de onun ezber bozan yaklaşımını ortaya koyuyordu.
Maya Sanat Galerisi, o yıllarda sanat ortamına hakim olan soyut ve figüratif tartışmalarında herhangi bir grubun sözcüsü olmayı reddederek hem figüratif hem de soyut eğilimli sanatçılara alan açmıştı. Marta Kaya Tözge ve Yüksel Arslan’ın sergileri ise Maya’nın, politik ve deneysel eğilimlere de kapılarını açık tutan öncü duruşunun ifadesiydi.
Bugün sanat dünyamızın en önemli isimleri arasında sayılan pek çok sanatçı için Maya, sanatseverlerin karşısına çıktıkları ilk sahne oldu. Nuri İyem, Kemal Sönmezer, Fethi Karakaş, Kuzgun Acar, Mengü Ertel, Ömer Uluç, Adnan Çoker, Abdurrahman Öztoprak, Sadi Diren, Lütfü Günay, Ali Teoman Germaner, Altan Erbulak, Semih Balcıoğlu gibi isimler ilk kişisel sergilerini Maya’da açtılar. Nedim Günsür, Avni Arbaş, Füreya Koral gibi sanatçılar da Paris’ten gönderdikleri eserlerle galerinin ilkleri arasında yer aldılar. Beş yıla yakın sürede 70’ten fazla sergiye ev sahipliği yapan galeri, ortalama her 15 günde bir yeni bir açılış gerçekleştirerek İstanbul’da sanat dünyasının nabzını tuttu.

Disiplinlerarası bir sanat mahfili
Çoğu Adalet Cimcoz’un yakın dostları olan yazarların, şairlerin, gazetecilerin, mimarların, fotoğrafçıların ve sanatçıların uğrak yeri Maya Sanat Galerisi; farklı disiplinleri, farklı kuşakları bir araya getiren bir çeşit ‘sanat mahfili’ işlevi görüyordu. Galeri, sadece eserlerini görünür kılarak değil, bu ortamı deneyimleme şansı sunarak da genç sanatçıları destekliyordu.
Nurettin Nur’un, Hafta Mecmuası’nda yayımlanan 1 Nisan 1952 tarihli köşe yazısındaki cümleleri, Maya’nın ortamı bugünlere taşıyor: “Duvarlarında şu sırada Ferruh Başağa’nın çok alaka çekmiş olan yağlıboya ve gravür tabloları asılı. Öteye beriye serpiştirilmiş modern heykeller, tahta ve yakılarak yapılmış güzel yemiş tabakları… Adalet Cimcoz’un etrafı şairler, ressamlar ve sanatkârlarla çevrili. Metin Eloğlu henüz neşretmediği hikâyesini okuyor. Cumhuriyet gazetesindeki memleket röportajları ile herkese kendini sevdirmiş olan Yaşar Kemal sabırsızlık içinde, o da ‘Keçi’ isimli hikâyesini okumak istiyor. Orhan Arıburnu’nu kenara çekiyorum. Heyecan ve hayretle ‘Kuzum burası yoksa kulüp mü?’ deyiveriyorum.”
Yolu Maya’dan geçen genç sanatçılardan biri olan Mengü Ertel ise o günleri şöyle anmıştı: “Birdenbire Beyoğlu Kallavi Sokak’ta küçücük bir binanın ikinci katında Maya Galerisi açıldı. Burada sergiler açılıyor, adlarını bildiğimiz, kitaplarını yutarcasına okuduğumuz, üzerlerinde gecelerce ahkam kestiğimiz yazarlara her an rastlanabiliyor ve de bizler kovalamadan bir kenarda onları dinleyebiliyorduk…”
Pek çok sanatçının üretimini teşvik eden, eserlere kamusal görünürlük kazandırarak sanatçı ile sanatseverler arasında bağ kuran Maya, yapıtların satılmasını sağlayarak sanatçıların piyasaya tutunabilmelerine katkı sundu. Öyle ki sanatseverlere eser satın alma alışkanlığı kazandırmak için taksitli satış yöntemine bile başvurmuştu. Ancak idealler ve hayaller, Maya Sanat Galerisi’ni ekonomik olarak ayakta tutmaya yetmedi. Dönem itibarıyla sanatseverlerin modern sanat yapıtlarına duyduğu ilgi, henüz onlara evlerinde ya da koleksiyonlarında bir yer açmalarını sağlayacak kadar yoğun değildi.

1954 yılında, aralarında Bedri Rahmi, Eren Eyüboğlu, Nuri İyem, Avni Arbaş, Füreya, Balaban, Leyla Gamsız, Max Meinecke, Pindaros, Nevin Demiryol, Güngör Güven, İhsan Şurdum, Oktay Günday, Şadi Çalık, İlhan Uğan, Selma Emiroğlu, Ferruh Başağa, İvi, Nedim Günsür, Adnan Çoker, Lütfü Günay, Güngör Kabakçıoğlu, Ferruh Doğan, Atilla, Altan, Nusret Suman, Mim Uykusuz, Abdürrahman Öztoprak, Asuman Kılıç, Ali Bütün, Aliye Berger, Öz Somer, İ.Bari, Marta Kaya Tözge, Şeref Bigalı, Alis Aş, Doğan, Nazan İbşiroğlu, Baha Gelenbevi, Ara Güler gibi sanatçıların bulunduğu Maya dostlarının yapıtlarını bağışlamasıyla açılan “Kurtarıcı Sergi”de tüm eserlerin satılması, bir yıl daha açık kalmasını sağlasa da Temmuz 1955’te maddi sorunlarla daha fazla baş edemediği için kapanmak zorunda kaldı Maya Sanat Galerisi.
Bu üzücü haber, birçok yayında olduğu gibi Fikret Adil’in Yeni İstanbul gazetesindeki köşesinde de kendine yer bulmuştu: “Maya gelecek mevsim açılmayacak. Buna rağmen, yine de büyük, çok büyük hizmetlerde bulundu. Maya, sanat tarihine geçecektir ve takdirle anılacaktır. Ve İstanbul, ilk hususi sanat galerisini açmış şehir olacaktır. Aynı zamanda kapatmak mecburiyetinde kalmış şehir! Maya’nın yerine bakalım ne açılacak? Eğer, ‘Welcome’ yazılı levhalarla bir ‘Night Club’ açılırsa iş yapar!”
Adalet Cimcoz ve dostlarının özverili çabası olmasaydı, Maya’nın hikâyesi belki beş yıl bile sürmeyecekti. Yeter ki kapanmasın diye herkesin adeta seferber olduğu o görkemli dayanışmayı, “Kurtarıcı Sergi”nin hemen ardından Vatan gazetesinde yayımlanan mektubunda şu cümlelerle aktarmıştı Adalet Cimcoz: “Maya’nın yaşaması için düşünülen ‘Kurtarıcı Sergi’ye Türk sanatkârları sanatoryumdan, Paris’ten, Anadolu köyünden eserler gönderdi. Beş yaşındaki çocuk yaptığı resmi getirdi. Mimar projelerini serdi. Öz toprağın şairleri, yurtlarından şiir demetleri yolladılar. Teker teker kimseden bir şey istemiş değilim. Basından çıkan yazılardan ilgilenip gönderdiler. Bir anda Maya’nın duvarları, sanatkâr dağarcığının eserleriyle donanıverdi. Raflar şiirler ve hikâyelerle süslendi. Ağlamaklı olduk. Sergide hiçbir şey satılmasa da Maya yaşamalı dedik. Ama öyle olmadı; hemen her şey satıldı. Bu cümbüşlü aleme, sağduyusuna inandığım memleketimin halkı, dostlar da katıldı. Hem de cömertçe bir katılış. Maya cömertliğin lezzetini çok verende değil, gönülden ve riyasız verende tattı…”

maya davetiye
Kentin uğultusunda dolaşmaya devam ediyor
Türkiye’de modern galericiliğin kapısını aralayan Maya Sanat Galerisi, kurulduğu ilk günden itibaren sanatın kültürel ve ekonomik bir alan olarak toplumsallaşmasında öncü bir rol oynadı. Sanat piyasasının henüz şekillenmediği, koleksiyonerliğin ve sanatseverliğin sınırlı çevrelerde varlık gösterdiği, hatta sanat üretiminin bile kısıtlı imkânlarla yürütüldüğü bir dönemde ortaya çıkması, galeriyi tarihselleştiren en önemli özelliğiydi. Maya, genç sanatçılara olduğu kadar kadın galericilere de ilham vermişti. Adalet Cimcoz’un açtığı yol, sonraki yıllarda kısa süreli de olsa Mefkûre Şerbetçi’nin Galeri 1’i, ardından Meldâ Kaptana Galerisi gibi girişimlerle devam etti.
Yenilikçi, hatta dönemi için cesur sayılabilecek yaklaşımı ve ülkede profesyonel bir sanat piyasasının oluşması için verdiği mücadele ile yıllar sonra bile büyük bir merakla bizi hikâyesinin içine çekmeye devam ediyor Maya Sanat Galerisi. İstanbul’un kültürel hafızasında da özel bir yeri olan Maya’nın Kallavi Sokak, 20 Numara’lı adresinde seneler içinde bambaşka mekânlar yer tutsa da o iki odalı küçücük galeriden beş yıl boyunca şehre yayılan ‘özgür ruhlu, hayalperest’ buluşmaların etkisi, bugün hâlâ kentin uğultusunda dolaşmayı sürdürüyor.
Yolunuz Beyoğlu Kallavi Sokak’tan geçerse 20 Numara’daki o küçük tabelayı siz de selamlayın; Maya Sanat Galerisi, bir zamanlar tüm heyecanı ve umutlarıyla oradaydı…
Kapak fotoğrafı: Adalet Cimcoz
***Kaynakça: Adalet Cimcoz / Bir Yaşamöyküsü Denemesi, Mine Söğüt, Yapı Kredi Yayınları Maya Sanat Galerisi, Azime Savaş Sanat Yönetimi Açısından Maya Sanat Galerisi, Alper Murat Öz