Thom Oosterhof ile “Formative” Üzerine: “Arzumuz kalıcı etki yaratmak”

Ruzy Gallery'nin yeni sezonu açtığı "Formative" sergisi uluslararası sanatçıların yapıtlarından oluşan bir seçki sunuyor. Küratörlüğünü Thom Oosterhof’un üstlendiği sergi, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “İnsanlar bile bazen tanımadıkları şeylerin yansıması olabilir” sözünden yola çıkıyor, sanatçının iç dünyası ile malzemenin diyalog içinde şekillendiği bir yaratım sürecini odağına alıyor.

Editör

İstanbul’un çağdaş sanat sahnesine dinamik bir soluk getiren Ruzy Gallery, yeni sanat sezonunu küratörlüğünü Thom Oosterhof’un üstlendiği “Formative” adlı karma sergiyle açtı. Uluslararası sanatçılardan oluşan güçlü bir seçkiyle izleyici karşısına çıkan sergi, çağdaş sanata dair farklı, düşündürücü ve deneysel yaklaşımları bir araya getiriyor. Sanatçı, malzeme ve sanatçının yaşadığı dünya arasında kurulan karşılıklı bir diyalogun öne çıktığı sergide Alexandros Vasmoulakis, Amalie Jakobsen, Angela Santana, Anne von Freyburg, Gracelee Lawrence, Hugo Capron, John Riepenhoff, Maria Bang Espersen, Pam Glick ve Vickie Vainionpää yer alıyor. “Formative” sergisinin arka planını ve kavramsal çerçevesini küratör Oosterhof ile konuştuk.

Farklı coğrafyalardan sanatçıları bir araya getirdiğiniz bu seçkide, kültürel ya da kavramsal ortaklıklar kurmak sizin için ne kadar belirleyiciydi? Seçkiye yön veren en güçlü bağ neydi?

Serginin merkezinde keşif fikri yer alıyordu. İzleyicinin daha önce gördüğü şeyleri yeniden görmektense, yeni dünyalara adım atmaya teşvik edilmesini istedim. Bunun zorluklarının farkındaydım ve bu yüzden Ruzy Gallery ekibiyle yakın çalışarak, sanatçıların yerel sahneden olmasalar bile onunla ortak noktalar taşımasına özen gösterdik. Kavramsal olarak, sergideki her sanatçı, eserlerinin kendilerine geri konuşması fikrine güçlü bir şekilde bağlandı ve bu fikri bir keşif aracı olarak benimsedi. Cam, çelik, boya, dokuma gibi çeşitli materyaller aracılığıyla her biri, etkileşime geçebilecekleri birer araç buldu.

Kültürel olarak ise İstanbul ve genel olarak Türkiye sanat sahnesine yeni kültürler tanıtmak istedim. Örneğin ABD, Yunanistan, İngiltere ve Fransa’dan sanatçıları getirmek, izleyicinin farklı tekniklere, motiflere ve etkilenimlere maruz kalmasını sağladı. Benim rolüm, galeriyle birlikte, bu eserlerin izleyiciye tanıdık gelmesini sağlamak ama aynı zamanda yerel sanatseverlerin alışık olduğu sınırları zorlayacak işler sunmaktı.

En güçlü bağlayıcı unsur ise kavramın ta kendisiydi. Sanatçı ile eser arasındaki bu karşılıklı ilişki fikri, serginin ve içerisindeki tüm işlerin merkezinde yer alıyor. Sergilenen pek çok eser, sanatçının bu ‘ilişkiye’ güvenmesi, sürece inanması ve sonunda çıkan sonucun meyvelerini toplamasıyla ortaya çıktı.

Ruzy Gallery’nin bu yıl ilk kez katıldığı Contemporary Istanbul’da sizin seçkinizi içeren bir sunumla ortaya koydu. Bu ilk katılım, küratöryel yaklaşımınızı nasıl şekillendirdi? İzleyiciyle ilk temasta kalıcı bir etki yaratmak için nasıl bir strateji izlediniz?

Bizim için ekip olarak en önemli şeylerden biri ‘etki yaratmak’tı! Günümüz dünyasında cesur ve iddialı olmak, risk almak istedik. Ruzy Gallery’nin çıkışını, “İşte buradayız, programımız bu ve uluslararası kaliteli sanata gerçekten ciddiyetle yaklaşıyoruz” deme fırsatı olarak gördüm. Küratöryel anlamda bu, seçtiğim sanatçıların çoğunun pratiğinde ve kariyerinde daha yerleşik isimler olması gerektiğini düşündüm. İzleyicide merak uyandıracak, onları eserin nasıl ortaya çıktığını keşfetmeye teşvik edecek işler sunmak istedik. Aynı zamanda, yanından geçip gidemeyeceğiniz işler olmalıydı bunlar. İster Hugo Capron’un resimlerindeki parlak patlamalar, ister Anne Von Freyburg’un tekstil işlerinin sordurduğu sorular ya da John Riepenhoff’un yarattığı soyut dünyalar olsun… Ayrıca, kalıcı bir etki yaratma arzumuz doğrultusunda, son derece güçlü ve çeşitli üretimlere sahip sanatçıları sergilemek istedik. Sergilenen işler, bu daha geniş pratiğin sadece birer penceresiydi.

“Formative” sergisi fuar sonrası Ruzy Gallery’de devam ediyor. Bu iki mekân arasında sergi nasıl bir dönüşüm geçiriyor? Galeride izleyiciyi nasıl bir derinleşme bekliyor?

Fuarın arkasındaki fikir, Ruzy Gallery’nin konseptini, sanatçılarını ve tarzını tanıtmaktı. Sergi ise bunu daha da genişletiyor; her sanatçı, farklı ölçeklerde ve farklı temaları ele alan eserleriyle yer alıyor. Ayrıca, sergideki işlerin ‘nefes almasını’ istedik. Sanat fuarındaki gibi yüzlerce işin arasında kaybolmalarını değil…

Günümüz sanat ortamında sizi en çok etkileyen ya da heyecanlandıran şey nedir? Bu, küratöryel vizyonunuzu nasıl etkiliyor?

Sanat dünyasının dönüşüm içinde olmasını seviyorum. Ne kadar zorluklar barındırsa da, ben bunda bir fırsat görüyorum. Kendi çalışmalarım açısından anlatılara daha fazla vurgu yapılması gerektiğine inanıyorum. Bir sanatçının işindeki mesajı görünür kılmak ya da ortak bir tema altında sanatçıları bir araya getirmek bu anlamda önemli. Sanat dünyasının ticari yapısı kolay kazançlardan ve belli türde koleksiyonerlerden uzaklaştıkça, bu boşluğu güçlü anlatılarla doldurabileceğimize inanıyorum. Tüm projelerimin merkezinde, çoğunlukla sanatsal yorum, toplum, sanat anlayışımız ve yeniyi üretme üzerine kurulu güçlü bir anlatı yer alıyor. Bu nedenle küratöryel vizyonum sıklıkla güçlü bir anlatıya sahip, işlerinde özgün bir bakış açısı geliştirmiş, genellikle genç ve en önemlisi iddialı sanatçılara yöneliyor. ‘Başarı’ tanımı ne olursa olsun, mesele daha derin ifade ve yorum yolları bulmaksa        -sadece kendileri için bile olsa- o zaman doğru yerdeyiz demektir. Bunu bize gün ışığında gösterebilirlerse, ne mutlu!

Sergi 2 Aralık tarihine kadar görülebiliyor.

İlginizi Çekebilir