Varoluşu parça parça örmek

Geniş üretim pratiği içerisinde feminist sanatın yöntemlerinden de beslenen, çoğunlukla metin temelli çalışmalarıyla dikkat çeken Esra Gülmen, Meksika’daki Plataforma’da gerçekleşen “Tile by Tile, I Exist” başlıklı kişisel sergisinde sansürü, gizliliği ve görünürlüğü bir araya getirerek izleyiciyi hem düşünmeye hem birer katılımcı olmaya davet etti.

Yıldız Öztürk

Esra Gülmen’in Guadalajara’daki Plataforma’da gerçekleşen “Tile by Tile, I Exist” başlıklı kişisel sergisi, kişisel anılarından yola çıkarak uzun süredir pratiğinde yer edinen sansür, kimlik, beden, cinsellik ve arzu politikaları gibi temaları merkezine alıyor. Beş çalışmanın görülebildiği sergide seramik ve mozaik gibi geleneksel malzemelerle üretilmiş heykel ve yerleştirmelerin yanı sıra yazı temelli işler de bulunuyor. Metin odaklı işlerin bir kısmı interaktif yöntemler aracılığıyla izleyiciyi sürecin aktif bir parçası olmaya davet ediyor.

Gülmen, geniş bir üretim pratiği içerisinde feminist sanatın yöntemlerinden de beslenen çoğunlukla metin temelli çalışmalarıyla dikkat çeken bir sanatçı. Mimari, tasarım ve sanat alanları arasında geçirgen ve etkileşimli bağlar kuran Gülmen’in bu alanların görsel dillerini birbirine açan üretimleri disiplinlerarası yaklaşımın izlerini taşıyor. Sanatçının metin temelli enstalasyonları, kitle iletişim araçlarının dilini yansıttığı için salt sanatla ilgilenenlere değil daha geniş toplumsal kesimlere ulaşabiliyor. Pratiğinde sıkça başvurduğu bir ifade biçimi olan yazı, görece kamusal alanda dolaşıma açıklığı ve kolay algılanabilirliği sayesinde sanat ürününün görünürlüğünü artırıyor. Bu özellikleriyle yazı, görsel kültür bağlamında kamusal alanın tartışmalı, müdahaleci ve etkileşimli bir bileşeni olarak ön plana çıkıyor. Sanatçının kişisel tarihine ilişkin izleri barındıran çalışmalar, Gülmen’in metin temelli eserlerinin yalnızca enformasyon aktarımına odaklanmadığını gösteriyor. Tıpkı Barbara Kruger, Guerilla Girls, Jenny Holzer, Mona Hatoum, Shirin Neshat ve benzeri yöntemleri kullanan çok sayıda sanatçıda olduğu gibi, Gülmen’in çalışmalarında da duygulanım boyutu öne çıkıyor; öznel ve deneyimsel unsurlar dolayısıyla gündelik politika, eserlerin merkezinde yer alıyor. Mesela, 2017 yılında Batı’da ivme kazanan #MeToo hareketi tarafından da sahiplenilen, New Yorklu grafiti sanatçısı Lady Pink’in Jenny Holzer’ın “Abuse of Power Comes as No Surprise” (1983) ifadesini tişörte basılı haliyle sokağa taşıdığı görsel, gündelik yaşam ile sanat arasındaki sınırların aşındığını, feminist söylemin kamusal alanda görünürlük kazandığını gösteren çarpıcı bir örnek olarak değerlendirilebilir.

Özel olan politiktir

Bu anlamıyla Gülmen’in pratiği, Batı’da 1960’lardan itibaren feminist sanatın genişleyen ifade alanlarının tarihsel sürekliliği ve çoğalan bağlamları içinde okunabiliyor. Nitekim bu dönemde, sanatçının çalışmalarına da yansıyan, “özel olan politiktir” söylemi feminist sanatta da güçlü bir karşılık buluyor; sanatın toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve kişisel deneyim ekseninde politikleşmesine zemin hazırlıyor. Bireysel deneyimler kolektif taleplerle buluşarak güncel sanat içinde ifade alanı kazanıyor. Ev içi emek, toplumsal cinsiyet rolleri, tüketim kültürü gibi tartışmalar feminist sanat pratiğinin temel çıkış noktaları oluyor. Böylece reklâm panoları, nesneleştirilmiş kadın bedenleri ve gündelik görsel kültürün diğer öğeleri feminist sanatın doğal malzemeleri haline geliyor. Kolaj, metin yerleştirmeleri ve fotomontaj gibi yöntemler ise feminist söylemin sanat içinde çeşitlenmesini ve yeni temsil stratejilerinin ortaya çıkmasını sağlıyor. Sanat tarihi yazımında yer bulamayan özneler geleneksel sanat tarihi yazımına karşı güçlü bir eleştirel pozisyon geliştiriyor; özellikle feminist sanat içinde yazı ve metin temelli pratikler bu mücadelenin önemli bir aracı haline geliyor. Öte yandan, pop art’ın ironik ve eleştirel tonlarıyla kesişen feminist sanatçılar, tüketim kültürünün yapay ilişkilerinde gizlenen anlamları temellük ederek, feminist bir görsel dilin yeniden inşa yollarını keşfediyor.

Esra Gülmen, “Tile by tile, I exist”. Fotoğraf: Registro Foto de Obra

“Tile by Tile, I Exist” sergisinde Gülmen, feminist sanat pratiğinin bu tarihsel ve kuramsal zemini üzerinde kendi üretim stratejilerini geliştiriyor. Seramik karolar üzerinden kurguladığı yerleştirmelerde, bireysel deneyimlerini kolektif hafıza ve toplumsal normlarla karşılaştırarak hem öznel hem de politik bir anlatı inşa ediyor. Parça parça örülen bu yerleştirmeler bedensel deneyim, aile geçmişi, duygusal hafıza, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim ilişkilerini birbirine bağlıyor.

Sergide yer alan “Uncensorable, Y Mi Familia Me Ama” (“Sansürlenemez, Ve Ailem Beni Seviyor”) (2025) kolektif feminist hafızadan beslenen metin temelli bir çalışma. Bilindiği üzere feminist sanat pratiğine yazıyı dahil eden kimi sanatçılar kendi ürettikleri sözcükleri kullanırken kimileri farklı kaynaklardan aldıkları kelime, ifade ya da sloganları doğrudan benimsiyor ya da dönüştürüyor. Bu kapsamdaki sanatsal ifade dili, üslubu resmî ve kurumsal söylemden samimi, gündelik ya da kimi zaman provokatif ifadelere kadar geniş bir yelpazede çeşitleniyor. “Uncensorable, Y Mi Familia Me Ama”, seramik karoların ve ahşap üzerine uygulanan serigrafi baskının tek bir çerçevede buluşturulmasıyla ortaya çıkıyor. Bu çalışmada, karolardan oluşan bölüm günümüzün piksel dünyasına da referans vererek sansürlenme ve görünmez kılınma pratiklerine işaret ederken, yazı temelli kısım bu sansürün karşısında bir itiraz alanı açıyor.

Kırılgan bir eksen

Sergi açılışında Gülmen’in vurguladığı üzere, çalışmanın temel motivasyonu sanatçının Guadalajara’nın yerel feminist tarihine dayanan bir iş üretme isteğinden kaynaklanıyor. Müze direktörü Romina Beltran ve akademisyen Arcelia Paz’ın önerisiyle 1986’da Meksika’nın ikinci büyük kenti Guadalajara’da kurulan lezbiyen grup Patlatonalli’nin arşivini inceleyen sanatçı, 2001 tarihli bir gazete haberinden yola çıkarak queer feminist dayanışmayı sergiye taşıyor. Haberde katedralin önünde duran bir kadın, üzerinde “Soy lesbiana, y mi familia me ama” (lezbiyenim ve ailem beni seviyor) yazılı bir tabela tutuyor. Ancak fotoğrafta, kadının kimliğini belirttiği bölüm gazete tarafından sansürleniyor. Söz konusu sansür, kimlik beyanının kamusal alandaki temsiliyetini sınırlarken bireylerin kabul görme arzusunu görünürlük ile gizlenme arasındaki kırılgan bir eksene yerleştiriyor. “Uncensorable, Y Mi Familia Me Ama” işini tamamlayan “… Y Mi Familia Me Ama” (“…Ve Ailem Beni Seviyor”) (2025) başlıklı interaktif poster, izleyiciyi pasif bir gözlemci konumundan çıkararak üretim sürecinin etkin bir öznesi kılar ve sanatçı ile izleyici arasında doğrudan iletişim zemini kurar. Katılım odaklı yapısıyla, bireysel ifade biçimlerini kamusal alanda görünür kılan poster, ziyaretçilerin kendi deneyimlerini, duygularını ve düşüncelerini paylaşabilecekleri bir karşılaşma mekânına dönüşüyor. Sergiyi gezen 4 bini aşkın ziyaretçinin kendi ifadelerini yazdığı posterler kolektif bir hafızanın oluşmasına ve dolaşımına zemin oluşturuyor. Toplumsal katılımı teşvik eden ve kültürel etkileşimi güçlendiren bir noktadan hareket eden çalışma, izleyiciyle sanatçı arasındaki hiyerarşiyi kırıyor ve üretimi ortaklaşa bir deneyim olarak yeniden tanımlıyor.

Esra Gülmen, “Uncensorable, Two Nudes in a Pool”, 2025. Fotoğraf: Décimo

Elle boyanmış seramik karolardan oluşan “Uncensorable, Two Nudes in a Pool” (“Sansürlenemez, Havuzda İki Çıplak”) (2025), sanatçının seramik karolar aracılığıyla ürettiği ikinci havuz temalı yerleştirmesi. İlk bakışta David Hockney’nin havuz resimlerini çağrıştıran eser, dışarıdan bir bakışın havuzda yüzen bedenleri gözlemlediği izlenimini uyandırıyor. Çalışma, bir yandan dinginlik duygusu taşırken diğer yandan hareketin dinamizmini yansıtıyor; aynı zamanda gündelik olanın olağan açıklığı ile mahremiyetin samimiyetini bir araya getiriyor. Bu bağlamda hem sansürlü ve ıssız bir atmosferin hem de hoş vakit geçirilen bir anın dondurulmuş temsili olarak okunabiliyor. Sanatçı, ilk havuz temalı eserinde olduğu gibi bu çalışmasında da çocukluk deneyimlerinden hareket ediyor. Çocuklukta mayo giymesinin yasaklanması ve özgürce yüzme hakkından mahrum bırakılması, bedeni kuşatan normatif cinsiyet rejimlerinin ve eril tahakkümün somut bir tezahürü olarak eserde yeniden anlam kazanıyor. Bu bağlamda çalışma salt kişisel bir anıya referans vermiyor, bununla birlikte biyopolitikanın beden üzerindeki düzenleyici ve kısıtlayıcı işleyişini görünür kılıyor. Sanatçı, bu tahakkümü yeniden üretmek yerine onu queer estetik aracılığıyla dönüştürüyor. Queer yakınlık, cinsel arzu, ihtimam ve şefkatli bir aradalık, hegemonik normların dışında bir beden-politika tahayyülüne işaret ediyor. Böylece yerleştirme, bedeni hem denetimin hem de özgürleşmenin mekânı olarak konumlandırırken mahremiyet ve kamusallık arasındaki sınırları da sorguluyor.

“Uncensorable, My Third Self Portrait” (“Sansürlenemez, Üçüncü Otoportrem”) (2025), yerleştirmesinde ise üstsüz ve bacaklarını açan bir ‘kadın’ın verdiği poz dikkat çekiyor. Bu pozla sanatçı, izleyicinin bakışını doğrudan bedene yönlendiriyor. Elle boyanmış seramik karolardan üretilen çalışma, ahşap bir zemin üzerine yerleştirilmiş olup hem malzeme hem de bedensel duruş açısından güçlü bir ifade dili kuruyor. Eserde, hegemonik cinsiyet normlarının makbul kabul ettiği kendini ifade biçimleri beden üzerinden eleştiriye açılırken, Gülmen kendisini dedesinin yerine koyarak kişisel bir referansla toplumsal bir tartışmayı görünür kılıyor. Bu jest, bireysel bir hafıza pratiğiyle beraber feminist politikaya içkin bir söylemin üretimi olarak da okunabiliyor. Sanatçı bedenini temsil eden duruşu aracılığıyla cinsiyet rejiminin kuşaklar arası bir aktarımını ters yüz ediyor; cis-heteronormatif sistemin erkek bedenine atfettiği ayrıcalıkları sorguluyor. Sanatçının bacaklarını açarak verdiği poz, kamusal alanda erilliğin mekânsal işgali ve bedensel yayılımı üzerine eleştirel bir yorum işlevi görüyor. Hatırlanacağı üzere, yaklaşık 11 yıl önce Türkiyeli feministler, uluslararası karşılıkları da olan, “Bacağını Topla, Yerimi İşgal Etme” kampanyasıyla toplu taşımada erkeklerin bacaklarını açarak oturmasını ve kadınlara yönelik tacizi gündeme taşımıştı. Bu tarihsel bağlam, Gülmen’in otoportresinde yeniden yankılanıyor. Sanatçının bedensel ifadesi, feminist mücadelenin kamusal mekânda erkek tahakkümüne karşı ürettiği kolektif itirazla buluşuyor. Eser, kişisel olanla politik olan arasındaki geçirgenliği vurgulayarak, bedeni hem tarihsel bir tanıklık hem de direnişin estetik bir aracı hâline getiriyor.

Esra Gülmen, “Uncensorable, Y Mi Familia Me Ama”. Fotoğraf: Registro Foto de Obra

Farklı katmanlar

Sergide yer alan son çalışma, seramik bir eser olan “Yesterday’s Feelings” (“Dünün Hisleri”) (2025), duyguların hızlı dönüşümüne ve istikrarsızlığına odaklanıyor. Sert ve dayanıklı bir malzeme olan seramiğin kullanımı, duyguların kırılganlığı ve geçiciliği ile çelişkili bir birliktelik oluşturuyor. İzleyicide görsel ve kavramsal bir gerilim yaratan eser, duygusal deneyimlerin somut bir mekâna aktarılmasıyla, hislerin geçiciliğini kalıcı bir malzeme aracılığıyla yakalama çabasına işaret ediyor. Seramiğin dayanıklılığı, anlık ve geçici duyguların kalıcılıkla karşıtlığı bağlamıyla izleyiciye duyguların süreksizliğini sorgulatırken; yüzeydeki yazının dokusu, duygusal yoğunluğun farklı katmanlarını vurguluyor. “Yesterday’s Feelings”, geçmişin bireysel hislerini bugünün mekânında yeniden dile getirirken kolektif duygusal hafızanın olanaklarını araştırıyor. Bu bağlamda çalışma, geçicilik ile kalıcılık, bireysel his ile toplumsal hafıza ve öznellik ile kolektif deneyim arasındaki gözenekli yapıya işaret ediyor. Böylece çalışma, duygusal deneyimin öznel bir fenomenden ibaret olmadığını malzeme aracılığıyla politik, kültürel ve kuramsal bir temsil düzlemine taşınabileceğini gösteriyor.

7 Eylül 2025 tarihinde son bulan “Tile by Tile, I Exist” sergisinde Esra Gülmen’in, kişisel hafıza ile toplumsal hafızanın kesişiminde, feminist ve queer sanat pratiklerinin sunduğu ifade olanaklarından da yararlandığı görülüyor. Sanatçı seramik, mozaik ve yazı gibi farklı malzeme ve araçları bir araya getirerek bireysel deneyimlerini görünür kılarken bu deneyimlerin kolektif bağlamlarla nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyuyor. Bu anlamıyla serginin, bireysel olanın politikleştirilmesi, duygulanımın estetik bir araç olarak işlevlendirilmesi ve kamusal alanın yeniden tahayyül edilmesi açısından feminist sanatın tarihsel sürekliliğiyle güçlü bağlar kurduğu söylenebilir. Böylelikle “Tile by Tile, I Exist” kişisel bir varoluşun parça parça örülerek inşasını, bu varoluşun toplumsal mücadeleler ve kolektif hafızayla birlikte yeniden anlam kazandığını gösteren, katmanlı ve politik bir sanat pratiğinin örneği olarak değerlendirilebilir.

Kapak: Esra Gülmen, “Uncensorable, My Third Self Portrait”, 2025. Fotoğraf: Registro Foto de Obra

İlginizi Çekebilir