İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 18. İstanbul Bienali 20 Eylül’de başlıyor. Christine Tohmé’nin küratörlüğünü üstlendiği, “Üç Ayaklı Kedi” başlıklı bienal, isminden de anlaşılacağı üzere üç yıla yayılarak alışık olduğumuz formatın dışına çıkacak. 23 Kasım’a kadar devam edecek olan ilk ayak, ‘kendini koruma’ ve ‘gelecek olasılıkları’ temaları etrafında şekilleniyor.
Beyoğlu-Karaköy hattında, yürüyüş mesafesindeki sekiz mekâna yayılan 18. İstanbul Bienali’nin ilk ayağında 30 ülkeden 47 sanatçının eserleri sergileniyor. Bu 47 sanatçı arasında Türkiye’den İpek Duben, Merve Mepa ve Şafak Şule Kemancı’nın da içinde bulunduğu toplam altı isim yer alıyor. Tohmé’nin, “Üç ayağı üzerinde 2025’ten 2027’ye uzanan 18. İstanbul Bienali, her yönüyle bir kediyi andırıyor” cümlesiyle tanımladığı bienalin 2026’daki ikinci ayağında bir akademi ve kamusal program dizisi oluşturulacak. 2027’deki üçüncü ayakta ise son bir sergi ve atölye programı gerçekleştirilecek.
Aslında, Galata Rum Okulu, Zihni Han, Külah Fabrikası ve Eski Fransız Yetimhanesi Bahçesi gibi mekanlara yayılan bienalin 18. edisyonunun 2024 yılında yapılması planlanıyordu. Ancak İKSV yönetiminin, bienalin danışma kurulunun küratörlük görevi için önerdiği Defne Ayas yerine yine kurul üyesi olan Iwona Blazwick’i ataması, seçim sürecinde şeffaflık tartışmalarına yol açtı. Danışma Kurulu’nun üç üyesinin istifası ve sanat camiasının tepkisinin ardından bienal direktörü Bige Örer’in istifa ettiği, bu görevi araştırmacı ve küratör Kevser Güler’in devraldığı açıklandı. İKSV yönetimi 2024 yılının ocak ayında yaptığı açıklamada bienalin 2025’e ertelendiğini duyurdu.
İstanbul Bienali’nin direktörlüğünü yürüten Kevser Güler, sorularımızı yanıtlandırdı.
18. İstanbul Bienali, iki yıllık bienal döngüsünü kırarİstaak üç yıla yayılan bir yapıyla öne çıkıyor. Bu değişikliğin sebebi nedir?
18. İstanbul Bienali’nin üç yıla yayılması, davet edilen küratör Christine Tohmé’nin küratoryal önerisiyle gündeme geldi. İstanbul Bienali’nin her edisyonunun macerası bir misafir küratörün davet edilmesiyle başlıyor. Ve davetli küratörün veya küratörlerin, geliştirdikleri küratoryal öneri doğrultusunda bienal şekilleniyor. Christine Tohmé de 2025’ten 2027’ye uzanan bir öneri geliştirdi. Bienali üç yıla yayarak kurgulamak, yalnızca uluslararası büyük ölçekli bir sergi yapmakla kalmayıp, 18. Bienal’in soruları ve ilgileri çevresinde izleyiciyle ve kültür sanat üreticileriyle daha uzun vadeli bir ilişki kurmayı, kamusal programları derinleştirmeyi, sanatçıların araştırma ve üretim süreçlerini zamana yayarak farklı yoğunluklarda görünür kılmayı sağlamayı amaçlıyor.
Sürecin uzaması bienalin kimliğini, işleyişini ve izleyici deneyimini nasıl etkileyecek? Üç yıla yayılan bir bienal ne anlama geliyor?
Üç yıllık yapı, sergileri, bir akademiyi ve sanat inisiyatifleriyle birlikte oluşturulacak kamusal programları içeriyor. 2026 yılında İstanbul Bienali Akademisi’ni kurmayı planlıyoruz. Bu akademi, uluslararası sanatçılarla Türkiye’den sanatçıların birlikte öğrenim, üretim ve paylaşım süreçleri geliştireceği bir platform olacak. Dolayısıyla bienal, üç yıl boyunca vesile olacağı karşılaşmalarla ve kurulacak iş birlikleriyle İstanbul’un kültür-sanat ekosistemine katkı sunacak diye ön görüyoruz. İstanbul gibi hızlı dönüşen bir kentte, üç yıla yayılan bir bienal, bu dönüşümü izleyiciyle birlikte deneyimlemeyi ve tartışmayı da gündeme getirecek.
18. İstanbul Bienali ziyaretçilere ne anlatacak, nasıl bir iz bırakacak?
Bienalin kalbinde yerel ve uluslararası kültür sanat ekosisteminin altyapısına ilişkin sorular var. Birlikte düşünmek, üretmek, eleştirmek, birbirini beslemek ve desteklemek olanaklarını nasıl inşa ederiz ve canlı tutarız? Nasıl bir kültür sanat altyapısı dayanışma, birbirine karşı sorumluluk, inanç ve destek zemininde oluşan ilişkiler ağları ve kurumları oluşturabilir, destekleyebilir, sürdürebilir?
Bienalin “Üç Ayaklı Kedi” başlığı ne ifade ediyor?
Christine Tohmé’nin kavramsal çerçeve metninde anlattığı gibi, bir ayağını kaybetmiş bir kedinin yaşam deneyimine ilişkin kuvvetli bir imgeden, bugünün kent yaşamını, toplumsal sorumluluk ve dayanışma ağlarını, altyapısal sorunlarını, birbirimizi koruma, kollama ve yaşatma pratiklerimizi düşünmeyi gündemine alan bir bienal. Aynı anda üç yıla yayılmaya ilişkin bir göndermesi olduğunu da söylemek mümkün. Yapıların kırılgan dirençliliğine yönelik düşünmeyi de teşvik ediyor.
Bienalin ilk ayağı; kendini koruma ve gelecek olasılıkları temaları etrafında şekilleniyor. Bu kavramları açar mısınız?
2025 sergileri, üç yıllık programın ilk buluşması olacak. Tohmé, ‘gelecek olasılıkları’ ve ‘kendini koruma’ kavramlarını merkeze alarak, güncel sanatsal, politik ve toplumsal aciliyetlere işaret eden yapıtları bir araya getiriyor. Sergide, yaşamı savunma, kendini ve birbirini koruma, direnç stratejileri geliştirme gibi bireysel ve toplumsal soruların sanat aracılığıyla nasıl ele alındığını göreceğiz. Aynı zamanda yapıt seçkisi, kuşaklar arası bir sanatsal diyaloğun olasılıklarını da düşündürüyor. Kimi yapıtlar bedensel deneyimler üzerinden açılıyor, kimileri hikâye anlatımından yola çıkıyor; hepsinde bir bakıma ortak olan, bugünün belirsiz geleceğine karşı birlikte dayanışma ve hayal gücüyle yeni ufuklar açma umudu.

18. İstanbul Bienali Küratörü Christine Tohmé. Fotoğraf: Tanya Traboulsi, 2024
Geçtiğimiz bienal Beyoğlu, Fatih, Zeytinburnu ve Kadıköy’e yayılmıştı. Bu kez Beyoğlu-Karaköy hattındaki mekanlarda, birbirine yürüme mesafesinde gerçekleşecek. Bu değişimin nedenini öğrenebilir miyiz?
İstanbul Bienali’nin sabit bir sergi mekânı olmadığından her edisyonda küratoryal araştırmaya mekânları araştırarak, onları netleştirmeye çalışarak başlıyoruz. Her edisyonun en merak edilen haberlerinin başında mekanların nereler olduğu geliyor. Geçmiş edisyonlarda Büyük Ada’dan Rumeli Feneri’ne, Taksim’den Tarihi Yarımada’ya İstanbul’un pek çok bölgesinde bienal sergileri açıldı. Küratör Christine Tohmé, sergi mekânlarının birbirine yürüme mesafesinde olması konusuna özel bir önem verdi. Beyoğlu-Karaköy bölgesinde 8 mekânı belirledi. Mekânların yakınlığı, tüm serginin kolaylıkla gezilmesini teşvik ediyor.
Mekanlar hangi kriterlere göre seçildi? İstanbul’un dokusu ve tarihiyle nasıl bir ilişki kuruyor?
Mekân araştırmasında, İstanbul’un dokusu ve tarihinden çok güncel kent yaşamı ve onun çelişkileriyle ilişki kurma önceliklendirilmişti. Beraberinde kendi programı olan kurumları kullanmamak, sergi mekânı olmayan yerlerde bienal sergilerini düzenlemek fikri öne çıktı. Böylece mevcut sanat mekânlarının programı kesintiye uğramamış olacaktı.
18. İstanbul Bienali’nin 2027 yılında gerçekleşecek olan üçüncü ve son ayağı bir dinlenme ve değerlendirme dönemi olarak planlanıyor. İstanbul Bienali nasıl bir sonuca varmayı hedefliyor?
Bu sürecin birlikte kurgulanması ve güncel sorularla biçimlenmesi küratörümüzün ilk andan beri en önemsediği şey oldu. 2027’yi bir hedef gibi görmek yanıltıcı olur.
Bienale 105 ülkeden 1500’e yakın başvuru yapıldı ve 40’ın üzerinde sanatçının eserleri sekiz farklı mekânda ziyaret edilebilecek. Seçim yapılırken yerli ve yabancı sanatçılar arasında nasıl bir denge gözetildi? İstanbul Bienali’nin, Türk çağdaş sanatını uluslararası camiada tanıtma gibi bir misyonu var mı? Eğer öyleyse seçimlerde bu misyon nasıl bir rol oynadı?
İstanbul Bienali, Türkiye’den sanatçıların üretimlerini uluslararası bağlamda görünür kılmak için en önemli platformlardan biri. Burada sergilenen işler yalnızca Türkiye’deki üretimin karmaşıklığını, çoğulluğunu ve çeşitliliğini yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda küresel sanat dünyasıyla güçlü bir diyalog kuruyor. Türkiye’den sanatçıların eserlerinin bienalde yer almasına, onların üretimlerinin bireysel, yerel ve küresel sorularla kesişimlerini, bu sanatsal tartışmalarla güçlü ve özgün yapıtlarla ilişki kurduğunu görünür kılmak açısından çok değer veriyoruz. Her sanatçı eserlerinin sergi bağlamında sunabilecekleriyle yer alıyor. Tüm İstanbul Bienali küratörleri gibi Christine Tohmé de nicelik değil, içerik ve bağlam üzerinden hareket etti. İstanbul Bienali büyük ölçekli bir sergi ve bütünlüğü, anlamı, önerdiği ilişkiler, seçilen yapıtlar üzerinden kuruluyor. Dolayısıyla 18. Bienal’in ilk ayağının küratoryal kurgusu Tohmé’yi Türkiye’den 6 ismin sergide göreceğimiz yapıtlarını, büyük bir heyecanla davet etmeye yöneltti.
Christine Tohmé’nin küratoryal yaklaşımını nasıl yorumlarsınız? Birlikte çalışmak nasıl?
Tohmé’nin uzun soluklu araştırmaya, iş birliklerine ve tartışmalara dayalı bir küratoryal yaklaşımı var. Onun için sergiler yalnızca belirli bir tarihte açılıp kapanan etkinlikler değil, bir topluluğun zaman içinde oluşumunu ve dönüşümünü besleyebilen, buna alan açabilen süreçler.
En iyi bienal deneyimi için ziyaretçilere ne önerirsiniz?
Sergileri birden fazla kez ziyaret etmenin yapıtlar ve temayla farklı bağları sezebilmek bakımından olanaklar sunduğunu düşünüyorum. En iyi bienal deneyimi için de birden fazla kez ziyaret etmeyi önerirdim.
Kapak: İstanbul Bienali Direktörü Kevser Güler. Fotoğraf: Muhsin Akgün