İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen ve Christine Tohmé’nin küratörlüğünde gerçekleşen 18. İstanbul Bienali, 20 Eylül’den itibaren ziyaret edilebiliyor. “Üç Ayaklı Kedi” başlıklı bienalin ana mekanlarından Galata Rum Okulu ve Zihni Han’ı gezdik. Marwan Rechmaoui’nin çocuk oyunlarından toplumsal hafızaya uzanan heykellerinden Willy Aractingi’nin sürrealist bir dünyaya açılan resimlerine, Sohail Salem’in ‘dünyaya bir mesaj’ olarak tanımladığı “Gazze Günlükleri”nden Lou Fauroux’un fiziksel ve duygusal bir deneyime davet eden yerleştirmesine dek uzanan bu çok sesli seçkiden mutlaka görmeniz gereken yapıtları sizler için bir araya getirdik.

Akram Zaatari. Galata Rum Okulu. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren
Akram Zaatari
Galata Rum Okulu
Ortadoğu’nun toplumsal ve politik hafızasını arşiv, fotoğraf ve video aracılığıyla görünür kılan, özellikle de Lübnan İç Savaşı’nın bıraktığı izleri işleyen Akram Zaatari, kuşkusuz günümüz sanatının en özel isimlerinden biri. 2022’de Beral Madra yönetimindeki Gate 27’nin konuk sanatçı programı kapsamında İstanbul’da Osman Hamdi Bey’le bağlantılı Osmanlı arşivleri üzerine de çalışan Zaatari’nin sanatı kişisel olanla kolektif hafıza arasında gidip geliyor ve hem şiirsel hem politik katmanlarla dikkat çekiyor. Arab Image Foundation’ın kurucularından biri olarak bölgenin görsel mirasını koruyan Zaatari’nin hikâye anlatıcılığını ve de arşivci yönünü ortaya koyduğu yapıtları Centre Pompidou, Van Abbemuseum, Venedik Bienali Documenta 13, Sao Paulo Bienali ve Gwangju Bienali gibi birçok önemli kurumlarda, bienallerde sergilendi. Zaatari’nin 18. İstanbul Bienali’nde resimleriyle karşılaşmak izleyiciye hoş bir sürpriz sunuyor. Sanatçının ilk serisi “Zeytin Yeşili” yağlı güreş karşılaşmalarını tasvir eden 16 kağıt üzerine akrilik resmini içeriyor. Diğer serisi “Kıpkırmızı” ise sıkletlerini belirlemek için tartıya çıkan Rus sporcuları tasvir ediyor.

İpek Duben. Galata Rum Okulu. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren
İpek Duben
Galata Rum Okulu
Ağırlıkla göç, toplumsal cinsiyet ve kimlik kavramlarını ele aldığı yapıtlarıyla 1980’lerden günümüze derinlikli bir dil inşa eden İpek Duben’in yaratıcı dünyasıyla karşılaşmak 18. Bienal’in sunduğu özel deneyimlerden biri. Cinsiyete dayalı şiddet, sınıf, ev içi emek, etnik grupların ötekileştirilmesi, mültecilerin yaşadığı sıkıntılar gibi birçok politik meseleye dikkat çeken Duben’in bienaldeki yapıtları tüketim kültürüne dair muzip ve incelikli bir eleştiri sunuyor. Plastik bebekler, süs eşyaları, minik heykelcikler, fotoğraf makineleri vb bilumum tüketim nesnesini bir araya getirdiği yerleştirmesi hem bir mağaza vitrinini hem bir mabedi hatırlatıyor; günümüzün maddiyatçı yönüne dikkat çekiyor.

Willy Aractingi. Zihni Han. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren
Willy Aractingi
Zihni Han
Sürrealist ve fantastik resimleriyle tanınan, mitolojik varlıklar ve sembolik figürlerle yüklü, rüya gibi manzaralar oluşturan Willy Aractingi’nin sanatı, mistisizmden, geleneklerden ve eski medeniyetlerden ilham alıyor. 2003 yılında hayatına kaybeden sanatçının resimlerindeki canlı renkler ve detaylı figürler, izleyiciyi fiziksel dünyanın ötesinde, gizemli bir aleme davet ediyor. Bienalde sanatçının La Fontaine fabllarından esinlenerek ortaya koyduğu ve kariyerinde de önemli bir noktada duran resim serisinden yapıtları görülebiliyor. Hem estetik bir keyif hem entelektüel bir keşif sunan seriden “Geyikten İntikam Almak İsteyen At” adlı eser intikam arzusu ve kaybedilen özgürlük üzerinden mistik bir hikaye anlatırken “İki Arkadaş” gerçek dostluğun ne anlama geldiğini, zor zamanlarda sadakatin nasıl sınandığını sorgulayan klasik bir fabla dayanıyor.

Sohail Salem. Zihni Han. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren
Sohail Salem
Zihni Han
Gelelim bienalin en dokunaklı işlerinden birine… Çağdaş Filistin sanatının önde gelen sanatçılarından Sohail Salem’in “Gazze Günlükleri” adlı eseri, savaşın yıkıcı etkilerini sadece fiziksel değil, duygusal ve insani boyutlarıyla da derinlemesine ele alıyor. Sanatçı, Gazze yıkıntıları arasındaki günlük yaşamın acı ve umut dolu anlarını, savaşın yarattığı travmaların ötesinde, sevgiyi, hüznü, bağlılığı aktardığı bu çizimlerinin her birini ‘dünyaya bir mesaj’ olarak tanımlıyor. Salem’in Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı tarafından dağıtılan okul defterlerine çizgi bu görsel günlükler, Filistin’in sesi oluyor. “Gazze Günlükleri”, sadece bir sanat eseri olmanın ötesinde, Gazze’deki zorlu yaşamın bir belgesi niteliğini taşıyor; insan ruhunun direncini, kırılganlığını gözler önüne seriyor.

Lou Fauroux. Galata Rum Okulu. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren
Lou Fauroux
Galata Rum Okulu
Günümüz Fransız sanat sahnesinin öne çıkan, genç ve çok-disiplinli sanatçısı Lou Fauroux, video, enstalasyon ve heykel arasında gidip gelen üretimlerinde pop kültür, queer deneyim, teknoloji ve yapay zekâ gibi alanları ele alıyor. Çalışmaları MoMA, Centre Pompidou ve Palais de Tokyo gibi önemli kurumlarda sergilenen, kısa filmleri ödüller kazanan sanatçı, dijital çağın sınırlarında dolaşırken izleyiciye özgürleştirici tahayyülleri açığa çıkaran bir dil sunuyor. Sanatçının bienaldeki üç kanallı video yerleştirmesi yas, değişim, çocukluk süreçlerine dair düşüncelerini sunarken, izleyiciyi dijital olarak üretilmiş distopik bir dünyaya davet ediyor. Sanatçının, merhum kızkardeşi Cécile Fauroux’tan esinlendiği ve onun hatırasına adadığı eseri, yas ve düş arasında salınan, şiirsel ama bir yandan gotik bir coğrafyayı tasvir ediyor.

Nolan Oswald Dennis. Galata Rum Okulu. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren
Nolan Oswald Dennis
Galata Rum Okulu
Disiplinler arası çalışmalarında mimarlık eğitiminin etkilerini gördüğümüz Nolan Oswald Dennis, mekan, zaman ve tarih kavramlarını harmanlıyor, siyah toplulukların tarihsel ve kültürel deneyimlerini aktarıyor, sömürgecilik karşıtı bir duruş yansıtıyor. Diagramlar, modeller ve çizimlerle örülü eserleri görünenin ardındakini düşünmeye sevk ediyor. Katmanlı bir okuma sunan yapıtlarıyla çağdaş sanat sahnesinde yükselen bir etkiye sahip olan sanatçı bienal kapsamında, duvar çizimi ve heykellerden oluşan multimedya bir yerleştirme sunuyor. Yerleştirmenin merkezinde, yoğun bir fiziksel ve duygusal deneyim içeren, üstü örtülü, büyük bir siyah küre yer alıyor. İzleyiciler mekanın içinde hareket ettikçe küre, neredeyse nefes alır gibi şişiyor ve sonra kendi kendine yavaşça iniyor. Ağır, meditasyonvari ve zamana meydan okur bir ritme sahip eser, kelimelere dökülmeyen, bastırılmış bir duyguyu açığa çıkarıyor. Varlık ve boşluk, bekleyiş ve tepki arasında bir gerilim yaratıyor.

Kongkee. Galata Rum Okulu. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren
Kongkee
Galata Rum Okulu
Kong Khong-chang, nam-ı diğer Kongkee, doğup büyüdüğü Hong Kong’un sokak kültürüne ve popüler kültüre has unsurlarla hareket eden bir sanatsal dile sahip. Şehrin mimarisi, günlük yaşamı onun renkli ve dinamik görsel dilinin temel referanslarını oluşturuyor. Sanatında geçmişin mitolojileriyle geleceğin teknolojilerini birleştiriyor ve hem nostaljik hem distopik bir dünyaya kapı aralıyor. Bienaldeki “Ejderha’nın Sanrısı” adlı devam eden serisinde tarihsel figürler kendilerini geçmiş ve geleceğin birleştiği bir evrende buluyor. Renkli ve çarpıcı görselliğiyle izleyiciyi içine çeken eser, Çin’in ilk imparatoru Çin Şi Huang’ın ölümsüzlük iksirini arayışını dijital bir anlatıya dönüştürüyor.

Ali Eyal, Galata Rum Okulu. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren
Ali Eyal
Galata Rum Okulu
Kişisel tarih, anılar, politika ve kimlik arasındaki karmaşık ilişkileri keşfeden Iraklı bir görsel sanatçı olan Ali Eyal, ağırlıkla resim üzerine yoğunlaşsa da enstalasyon, fotoğraf, metin ve video gibi farklı medyaları da kullanıyor. 2003’teki ABD işgali sonrası Bağdat’ta yaşadığı çocukluk anılarına dayanan bir anlatımın hakim olduğu sanatı, travmatik olayların kişisel ve kolektif hafızalar üzerindeki etkisini araştırıyor. Yüzünü göstermeyi reddeden ve bu durumu kayıp kişilere bir gönderme olarak açıklayan sanatçının “Hiçbir Şey Anlamamak İçin Sayfa 13’e Geri Dönmelisiniz” isimli eseri, sanatsal pratiğinde önemli bir yer tutuyor. Etkileyici eser, Eyal’ın kendi anılarını ve Irak’ın travmatik geçmişini iç içe geçiren serisinin kilit parçalardan biri. Çok katmanlı bir çalışma olan eserin başlığı 2003 yılında Bağdat’ın işgali sırasında sanatçının bir okul kitabında okuduğu metinden geliyor. O anın karmaşası ve dehşeti içinde, okuduğu metinler onun için anlamsızlaşıyor. Bu nedenle “sayfa 13’e geri dönmek”, sadece bir sayfa numarası değil, aynı zamanda anıların parçalandığı, gerçeğin ve anlamın yitirildiği o travmatik ana geri dönüşü temsil ediyor. Adeta bir günce hissi sunan eser, üst üste bindirilmiş katmanlarıyla, görselliğiyle savaş sonrası bir neslin kolektif travmasını da yansıtıyor.

Marwan Rechmaoui. Zihni Han. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren
Marwan Rechmaoui
Zihni Han
Lübnanlı sanatçı Marwan Rechmaoui, heykel ve enstalasyon çalışmalarıyla tanınıyor. Eserlerinde genellikle şehirlerin sosyo-politik yapısını, kentsel dönüşümü, hafızayı ve kolektif kimliği ele alıyor. Sanatının temelinde, Beyrut’un yaşadığı savaşlar ve yeniden yapılanma süreçlerinden ilham alıyor. Bienal kapsamında “Güneşi Kovalamak” eserinin yeni bir kurgusunu Zihni Han’ın çatı katında mekana özgü bir yerleştirme olarak sunuyor. Sanatçının etkileyici enstalasyon çalışması, çocuk oyunları perspektifinden oyuncakların toplumsal yapıları şekillendirmedeki rolünü sorguluyor. Hem bireysel hem kolektif hafızalarımızın oyun ve oyuncaklar karşısında nasıl şekillendirdiğini irdeleyen eser, Boğaz’a karşı, hafif nostaljiyi de içinde barındıran ‘oyunlu’ bir alan sunuyor. Ancak bir yandan da bu neşeli atmosferin altında çatışmalara, toplumsal kutuplaşmalara, oyun ile savaş düzeni arasındaki paralelliklere örtük bir şekilde işaret ediliyor.

Ian Davis. Zihni Han. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren
Ian Davis
Zihni Han
Karmaşık ve büyüleyici eserleriyle tanınan çağdaş Amerikalı ressam Ian Davis, genellikle insan kalabalıklarını, mimari yapıları, kentsel manzaraları kuşbakışı bir perspektiften ele alıyor. Bir harita veya mimari bir plan gibi titizlikle ele alınmış resimlerinde hem bir düzen hem de yabancılaşma hissi görülüyor. Bienalde sanatçının çevresel felaketler, doğal afetler ve distopya odaklı sekiz resimlik seçkisi görülebiliyor. Esrarlı, dramatik bu sahneler, her biri birbirine benzeyen erkek figürleri uzaktan resmediyor; izleyici hem o kaotik sisteme dahil olma hem de dışarıdan bakma hissini aynı anda yaşıyor.
Kapak: Marwan Rechmaoui. Zihni Han. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren